İklim yürüyüşünü tanımlayan bu fotoğrafın anlamı

Nostalji, kalabalıkların kararlı tavırları kadar güçlüdür. İklim değişikliğini protesto edenler Pazar günü, New York‘un Altıncı Caddesi‘ni doldurduğunda, Radio City Music Hall‘un kırmızı dikey harfli ünlü tabelası; onun şaşkın koro ekibine, bütün bu insanlar ve onların hangi krizden bahsettiği ve hangi şarkıları söylediğiyle ilgili mırıldanan ve kafası karışmış bir seyirci grubunun katılmasını sağladı.

Değişim mi? Ne değişimi? Değişimden bahseden de kim? Noel gösterisi için yoktan bir doğuş sahnesi* ortaya çıkarabilen hidrolik sahnesiyle (biliyorum, çünkü bir defasında sahne arkası turuna katılmıştım) bu konser salonu 1932’de inşa edildi. 30’larda ne kadar derdimiz olduğuna Tanrı şahit, konuşabilseydi Radio City de bunu söyleyebilirdi, ama yağmur ve güneş gibi o da kendisi adına konuşmaz. Peki, şimdi ne oldu?

Bu fotoğrafta görülen, Manhattan bölgesininin -onları yapan toprak kadar düzenli ve güçlü, büyük gümüş tuğlalar gibi duran gökdelenleriyle dolup taşan bir caddenin üzerindeki Rockefeller Center’ın yalnızca batı tarafının- bütün mimarisinin tarihi Amerika’nın kendine güveninin zirvede olduğu altın çağına kadar uzanıyor. O zamanlar Manhattan, Empire State‘in (“İmparator Devlet”) şehriydi ve -kapitalizmin krizleri bir yana- şirketlerin serveti büyümeye devam ediyor ve dünya giderek daha da modernleşiyordu. Kabaca 1920’den 1970’e kadar olan zaman diliminde tanımlandığı şekliyle Manhattan, modernin büyük harfle yazılan karşılığıdır. Fakat onun yeni olana dair bu güven veren eski moda vizyonu, kontrol edilemeyen endüstriye karşı, kaynakların sorumsuzca kullanılmasına karşı, New York’un ona verdiği ikonik bir tanım olarak moderniteye karşı bir kanıt olan bu fotoğraf sayesinde şaşırtıcı bir nöbet değişimine sahne oluyor.

Caddenin en üstünde, kalabalıkların ötesinde Central Park‘ın yeşil gölgelikleri süzülüyor. Gökdelenlerin önünde uzanan bu manzara bir şehrin akciğerinden çok daha fazlası. Uygar dinlence katmanları, ustalıklı peyzajı, çimenlikleri ve oyun alanlarıyla o aslında bir zaman makinesi. Bu park, Manhattan‘ın el değmemiş bir yer olduğu zamanlardan beri değişmemiş kayalardan oluşan geniş bir yeryüzü alanını muhafaza ediyor. Şimdi bu kayalar Radio City’nin kaybolmuş cazibesinden daha güncel.

Tarih ileriye doğru hareket etmez. Bu, iklim krizinden çıkartılacak bir ders. Altıncı Cadde, metalik gri takım elbiselerinin içindeki erkeklerin şehir merkezinden caz müziğinin uzak melodilerine doğru yaptıkları bir geçit törenine sahne olduğu zamanlarda hem kapitalistlerin hem de komünistlerin inandıkları gibi, gelişme için kaçınılmaz bir ileriye doğru hücuma gerek yok. Bu fotoğraftaki yürüyüşçülerin üzerinde belli belirsiz görülen bu kendine güvenen mimarinin artık modası geçti. Onun güzelliği, artık Sinatra’dan bile daha yabancı bir şeye dönüşen bir geleceğe duyulan antika, düz çizgili bir inançta yatıyor.

Parkın içindeki ağaçlar, yürüyüşçülerin dikkat çektiği gerçeklikle daha çok uyum hâlinde. Bu aşağıdaki insanlar, kendi gerçekleri konusunda son derece açık ve netlerdi. Bu şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yaz mevsimiydi. Dünya 4,5 derecelik bir sıcaklık artışına doğru gidiyordu. Bu artık eskisinden doğmakta olan yeni bir New York. Bir zamanlar, –Chrysler Binası‘ndan Pan-Am Binası‘na kadar- büyük bir gururla aşırı karbon ve enerji tüketimini sembolize etmiş olan bu şehir, dünyanın geleceğini mahveden yıkıcı güçlere karşı direnişin bir merkezi hâline gelebilir mi?

Ya da belki de bu fazla iyimser bir düşüncedir. Bu fotoğrafı çerçeveleyen söz konusu mimari; geçmişten gelen bir yıkım ve geçip giden vinç, makine seslerinin nostaljik bir hatırası olduğu kadar, birçok insan için aynı zamanda modern rüyaya dair derin bir çekiciliği olan bir şeyler ifade ediyor. Mantıksal açıdan, gezegeni kurtarmak için bu ağaçlara doğru koşmamız gerekiyor. Bu büyük küstah betonu ve modern metropolisin çelikten rüyalarını reddetmemiz ve basit, daha sade arzuları ekip biçmemiz gerekiyor. Hayal gücünü yeşillendirebilmek adına. Fakat, dünyanın her yerinde gökdelenler hâlâ inşa edilmeye devam ediyor. İnsanlar onları seviyor. Manhattan rüyası bulaşıcı. Herkes ondan bir parça istiyor.

Manhattan boyunca, yüce modernitenin uçurumları arasında yürüyen bu iklim hareketi, onların bu eski dünya cazibesinin kalıcılığını bastırmanın bir yolunu bulması gerekiyor. Modern şehrin ve onun zehirlerinin daha küçük ve daha ılıman bir şeye dönüşmesi gerekiyor. Fakat yine de hayal gücümüzün, bu yeşil ağaçları şu devasa kulelere ve onların tehlikeli ve sarhoş edici doğadan bağımsız olma fantezisine tercih etmesini sağlamak kolay değil.

-Jonathan Jones, The meaning of the climate march’s defining photo (The Guardian)

Çev: Cenk Atlı

*Hz. İsa’nın doğuşunu anlatan sahne

Yazar:

Disiplinler ve kültürlerarası bir içerik deneyimi; en güncel felsefe, sanat, müzik, sinema, edebiyat, bilim ve teknoloji haberleri...