‘Interstellar’ üzerine eleştirel bir not

Interstellar (Yıldızlararası), Hollywood’da son dönemin en dikkat çekici yönetmenlerinden biri olan Christopher Nolan‘ın yeni bilim kurgu filmi. Inception‘la birlikte bilim kurgunun dehlizlerinde cesur adımlar atmaya başladığını gösteren Nolan, Interstellar‘la atmosferin ötesine geçerek artık bir anlamda dört başı mamur bir uzay filmi çektiğini ve bunu yaparken de çığır açan öncü bir yapım oluşturmayı hedeflediğini ilan ediyor.

Birçok anlamda sıradışı ve öncü olmayı başaran bu yapım kara delik, solucandeliği ve beşinci boyut gibi bilim dünyasında bir süredir tartışılmakta olan zorlu fizik meselelerinin popüler kültürün dünyasına bir nebze de olsa girmesini sağlayarak, günübirlik yaşayan sinema izleyicisine kahvehanelerde değil laboratuvarlarda sabahlamaları gerektiğine dair oldukça etkili mesajlar vermiş gibi görünüyor.

Film bu anlamda içten bir övgüyü hakediyor olsa da, bu “hard core” bilim kurgu yapımının izleyicide oluşturduğu büyüleyici yeni gerçekliklerin ötesinde, kendi gerçekliğimiz üzerinden onu bir belgeselden ayıran öyküsüne odaklandığımızda gözden kaçırılmaması gereken birçok noktanın olduğunu fark ediyoruz.

interstellar tech

Filmin esas oğlanı, Matthew McConaughey‘nin canlandırdığı Cooper karakteri, yukarıda bahsettiğimiz öncü olma hadisesini filmde de birkaç yerde altını çizerek vurguluyor. Bir doğal felaket sonucu çaresizlik içinde debelenen toplumda, zincire vurulamayan Amerikan girişimciliği ve ruhunun bir nevi vücut bulmuş hâli gibi hareket eden Cooper, filmin başlarında babasıyla sohbet ederken “Bizler öncülerdik, kâşiflerdik ama şimdi bizden yalnızca çiftçiler olmamız bekleniyor” diyerek içinde bulunduğu durumu özetliyor. Yaşlı adam da bunun karşılığında, eskiden sürekli yeni bir teknolojik cihazın icat edildiği ve herkesin bunlar hakkında konuştuğu günleri yad ediyor. Elbette söz konusu sohbet, yitip gidene yakılan bir ağıt olmanın ötesinde, “İnsanoğlunun dünyada doğduğu ama orada ölmek zorunda olmadığı” sözüyle yeni bir hedefin gerekliliğine işaret ederek tamamlanıyor. Hayatta kalmak için her zaman ileriye bakmayı becerebilen öncü ruhun yeni diyarlara doğru yelken açışına, keşfetme arzusunun yanında bu defa bir zorunluluk da eklenmiş oluyor.

Filmde dünyayı yaşanmaz hâle getiren şeyin insan etkisiyle mi yoksa tamamen doğal nedenlerle mi oluştuğuna dair açıkça bir bilgi verilmese de; söz konusu toz bulutlarının oluşturduğu felaketin, insan uygarlığının iklim üzerindeki yıkıcı etkileriyle doğrudan ilişkili olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil.

Bu noktada, 20. yüzyıla damgasını vuran ve Soğuk Savaşı ABD lehine bitirerek, dünyada yeni bir dönemin açılmasında büyük bir rol oynayan Apollo görevinin -dünyanın içinde bulunduğu bu yeni koşullara, yani dönemin yeni şartlarına uygun hâle getirerek onun- bir yalan olduğunu söylemeye başlayan hükümet yetkililerinin, yani pragmatizmiyle meşhur Amerikan vatanseverliğinin öncü ve kaşif Amerika’nın bağrından kopup gelen Cooper’ın inandığı değerlerle çatıştığına tanık oluyoruz.

interstellar dust

Dünyanın yaşanmaz hâle gelmesiyle, filmde NASA ile temsil edilen üst düzey teknolojik çalışmaların artık tamamen kapalı kapılar ardında yapılıyor olması ve bir zamanlar herkesin hakkında konuştuğu, piyasaya yönelik yeni teknolojik cihazların icadına harcanan bütün motivasyonun bu defa insan türünü kurtarmaya yöneltilmesi durumu; felaket-öncesi dünyadaki gidişata dair başlı başına bir özeleştiri vesilesi olması gerekirken, filmde bunun da yeterince vurgulanmadığı anlaşılıyor.

Interstellar, “hard science fiction” olarak tabir edilen; aynı zamanda bir bilim insanı olan Arthur C. Clarke ile en yetkin örneklerini veren, bilimsel doğruluk ve teknik detaylara vurgu yapan bilim kurgu kategorisine dahil edilebilecek bir yapım. Bilim ve teknolojinin yeni fizik bulgular eşliğinde adeta bir gösterisinin yapıldığı filmde, “sahip olduğumuz teknoloji; doğaya ‘fırlatılmış’, yersiz, yurtsuz ve çıplak bir halde hayatta kalma mücadelesi veren ilk insanların büyük büyük torunları için dünyayı nihayetinde kalıcı bir ev yapmaya yetmese de başka evler bulmamızda bize yardımcı olacaktır” mesajı verilirken, teknolojinin günümüz dünyasında bizi hem kendimize hem de dünyanın özüne ne kadar yabancılaştırabildiğine dair hiçbir vurgu yapılmıyor.

interstellar home

Fizik bilimindeki en yeni bulguları epik bir biçimde kurgulamasıyla bir övgüyü hak etmesinin ötesinde, Interstellar, Dünya’da orayı yaşanmaz hâle getiren bir felaket olmadan; orada yaşayıp giderken de onu aslında bir “ev” hâline getiremeyişimizin oluşturduğu en temel felsefi sorundan ve varoluşsal krizden de bir yolunu bulup kaçan ya da onu söz konusu bile etmeyen Amerikan pragmatizminin etkileyici bir görsel şölen eşliğinde yansıtıldığı bir bilim kurgu filmi.

Öykünün bütün düğümlerinin çözülmeye başladığı yerde, beşinci boyuta şekil verenin de aslında bizzat insanlar olduğunun ifade edilmesi filmin en çarpıcı ve felsefi tartışmaya açık sahnesi olarak dikkat çekse de, bu yaklaşımın altının yeterince doldurulmaması, yalnızca baba ve kız arasındaki sevgi bağı çerçevesine yerleştirilmeye çalışılması önemli bir eksiklik olarak dikkat çekiyor. Yapay zekaya sahip robot ve Cooper’ın konuşmasında 2001: A Space Odyssey‘e doğrudan bir göndermede de bulunan film, bu anlamda açıkça etkilendiği bu başyapıtın sahip olduğu felsefi derinliğe ne yazık ki yeterince yaklaşamıyor. Filmin geneline hakim olan insanlık ve aile, türün kendisi ve tekil bireyler arasında kalma, sevginin doğası ve gücüne dair süregiden tartışmalar ve yorumlarla beşinci boyut, kara delik, solucandeliği gibi bilimsel bir mesafelilik taşıyan meseleler görece daha felsefi bir düzleme çekilmeye çalışılsa da film bir türlü yapamadığı (2001‘de ustaca yapılmış olan) teknoloji eleştirisiyle bu düzlemi temellendirme fırsatını kaybediyor.

Yazı: Cenk Atlı

Yazar:

Disiplinler ve kültürlerarası bir içerik deneyimi; en güncel felsefe, sanat, müzik, sinema, edebiyat, bilim ve teknoloji haberleri...

  • çok iyi bir inceleme olmuş. bir çok bilimsel teoriye yer verse de filmin dram yönünün ağır bastığını düşünüyorum. cooper’in omuzlarındaki yükün büyük bir kısmı buna dayanıyor.