Van Gogh’un ‘Yıldızlı Gece’sindeki şaşırtıcı matematiksel düzen

Ünlü Hollandalı ressam Vincent van Gogh, sanat tarihinin en bilinen ve en çok reprodüksiyonu yapılan başyapıtlarından “Yıldızlı Gece“yi yaratırken dört yüz yıl boyunca Avrupa’da dolaşımda olan ünlü bir astronomi çiziminden esinlenmişti. Bu resmi, hayatı boyunca sıkıntısını duyduğu zihinsel sorunlarının en yoğun olduğu bir dönemde, kendi kulağını yaralamasının ardından kendi isteğiyle gittiği bir akıl hastanesinde kalırken yarattı.

Zaman içerisinde, söz konusu resim sanatsal bir başyapıt olmanın da ötesinde, bilimin en gizemli işleyişlerinden birini anlamak için şaşırtıcı ipuçları taşıdığı anlaşılan bir yapıta da dönüştü.

Aşağıda görülebilen; TED-Ed, ve The Art of Mental Calculation‘ın yazarı Natalya St. Clair işbirliğiyle hazırlanan bu kısa animasyonda, “Yıldızlı Gece“nin fizik bilimindeki akışkanlar dinamiğinin bir konsepti olan türbülansı nasıl aydınlattığı anlatılıyor. Söz konusu konsept matematiksel olarak açıklanması en güç teorilerden biri olarak biliniyor. Beynin ışık ve hareket algısının neden Empresyonistlerin çalışmalarını bir tür titreşim halindeymiş gibi görmemizi sağladığını; bir Rus matematikçinin teorisinin Jüpiter’in parlak kırmızı lekesini nasıl açıkladığını; Hubble Uzay Teleskobu’nun Van Gogh’un hastalığıyla nasıl bir ilgisinin olduğunu açıklayan videoda sanat, bilim ve akıl sağlığı arasında son derece şaşırtıcı bağların kurulduğu görülüyor.

OKUMA ÖNERİSİ: Evren hakkında tarih boyunca yapılan tasvirlerle zamanda bir yolculuk

Halihazırda bir Türkçe altyazısı bulunmayan videoda anlatılanların önemli bir kısmını aşağıdaki çeviride bulabilirsiniz:

“Van Gogh ve diğer Empresyonistler, ışığı kendilerinden önceki ressamlardan farklı bir biçimde temsil ettiler. Örneğin güneşin yansıdığı sularda, ya da burada görüldüğü gibi gece mavisi bir gökyüzünde beliren Samanyolu’nun kolları boyunca göz kırpan ve eriyen yıldız ışığı gibi, onun hareketini ele geçirmeye çalışıyor gibiydiler.

Söz konusu etki, tuvalin üzerindeki renklerin içindeki ışığın yoğunluğu anlamındaki parlaklık tarafından yaratılıyor. Renkleri değil de, ışık karşıtlığını ve hareketi gören, beynimizdeki görsel korteksin daha ilkel olan tarafı bu aynı parlaklığı algıladığında farklı biçimde renklendirilmiş iki alanı bir araya getirip birbirine karışmasını sağlıyor. Fakat beynimizin ilkel altbölmesi bu karşıt renkleri söz konusu birbirine karışma olmadan görüyor. Bir defada gerçekleşen bu iki yorumlamayla, birçok Empresyonistin çalışmalarındaki ışık da tuhaf bir biçimde titreşerek bir tür ışık saçıyor gibi görünüyor.

İşte bu Empresyonistin ve diğerlerinin çalışmaları, ışığın nasıl hareket ettiğine dair çarpıcı bir gerçekliği elde etmek için hızlıca yerine getirilmiş belirgin fırça darbelerini böyle kullanıyor.

Altı yıl sonra, bir Rus matematikçi Andrey Kolmogorov, R genişliğindeki bir türbülanstaki enerjinin, R’nin üçte beşi gücünde bir oranda değişeceğini öne sürerek türbülansa dair matematiksel anlayışımızı biraz daha ileriye götürdü. Yapılan deneysel ölçümler de Kolmogorov’un teorisinin türbülans akışının çalışma biçiminde dikkat çekici bir biçimde yakın olduğunu gösterdi. Yine de türbülansın tam bir tanımı fiziğin çözülmemiş problemlerinden birisi olarak kalmaya devam etti.

OKUMA ÖNERİSİ: Van Gogh’dan esinlenerek yapılan bisiklet yolu karanlıkta parıldıyor

Bir türbülans akışı ortada bir enerji dökülümü varsa öz-benzerdir (İng. ‘self-similar’: Matematikte, bir nesnenin tamamen ya da yaklaşık olarak kendi parçasına benzemesi durumu). Diğer bir deyişle, büyük girdaplar enerjilerini daha küçük girdaplara aktarırlar, ki bunun bir benzeri diğer ölçeklerde de gerçekleşir. Bu duruma örnek olarak, Jüpiter’in büyük kırmızı lekesi, bulut oluşumları ve yıldızlararası toz parçacıkları da gösterilebilir.

2004’te, bilim insanları Hubble Uzay Teleskobu aracılığıyla bir yıldızın etrafındaki uzak bir toz ve gaz bulutunun girdaplarını gördüler, ve bu onlara Van Gogh’un ‘Yıldızlı Gece’sini hatırlattı. Bu benzerlik de Meksika, İspanya ve İngiltere’deki bilim insanlarını, Van Gogh’un resimlerindeki parlaklık üzerine ayrıntılı bir biçimde çalışmaya teşvik etti. Bilim insanları, Van Gogh’un resimlerinin birçoğunda saklanmış, Kolmogorov’un denklemine yakın bir türbülans yapısının belirgin bir desenini keşfettiler.

Resimleri dijital ortama aktaran araştırmacılar, parlaklığın herhangi iki piksel arasında nasıl değiştiğini ölçtüler. Piksel ayrılıkları için ölçümü yapılan eğimlerden, Van Gogh’un zihinsel hastalığının yoğun etkisi altında olduğu dönemlere ait resimlerinin türbülans akışıyla son derece dikkat çekici bir benzerlik gösterdiği sonucuna ulaştılar. Van Gogh’un yaşamının daha sakin bir dönemine ait olan, bir pipoyla kendisini resmettiği otoportresi ise böyle bir benzerliğe dair hiçbir işaret barındırmıyordu. Diğer yandan, örneğin Munch’ün ‘Çığlık’ (‘The Scream’) adlı eseri gibi, diğer önemli ressamların başyapıtları da ilk bakışta türbülansla eşdeğer özellikler taşımıyordu.

Van Gogh’un ‘türbülanslı’ dehasının fizikteki bu türbülansları tasvir edebilmesine olanak sağladığını söylemek fazla basit bir açıklama olurdu. Diğer yandan, Van Gogh’un yoğun bir acı içinde olduğu bir dönemde insanoğlunun önünde duran en zor konseptlerden birisini bir şekilde algılamış ve betimlemiş olduğu gerçeğinin heyecan verici güzelliğini; ve onun eşsiz zihin gözünün hareket, akış ve ışığın en derin gizemleriyle nasıl bütünleştiğini tam olarak ifade edebilmek ise çok zor.”

OKUMA ÖNERİSİ: Van Gogh’un yıllar sonra ortaya çıkan; arkadaşı tarafından çizilmiş portresi

Yazar:

Disiplinler ve kültürlerarası bir içerik deneyimi; en güncel felsefe, sanat, müzik, sinema, edebiyat, bilim ve teknoloji haberleri...