Godard’ın distopik bilim kurgu klasiği ‘Alphaville’ 50 yaşında

1950’lerin sonu ve 1960’larda Fransız sinemasına damgasını vuran Yeni Dalga akımının en önemli temsilcilerinden Jean-Luc Godard‘ın en bilinen yapıtlarından sıra dışı distopik atmosferiyle dikkat çeken bilim kurgu filmi Alphaville, geçtiğimiz gün gösterime girişinin ellinci yılını kutladı. Birçok sinema eleştirmeni tarafından ‘teknolojik totalitarizme’ dair yapılan en etkili kurgusal çalışma olarak gösterilen film, günümüzde de hala birçok film yapımcısına ve görsel kültüre esin kaynağı olmaya devam ediyor. Amsterdam Üniversitesi’nden Medya Çalışmaları profesörü Patricia Pisters’ın, Alphaville‘in ellinci yılı onuruna hazırladığı aşağıdaki ‘Despair Has No Wings‘ adlı çalışma da ilk gösterimi 1965 yılında gerçekleştirilen filmin güncelliğini ve etkisini halen koruduğunun bir göstergesi.

Eddie Constantine tarafından canlandırılan gizli ajan rolündeki ana karakteri Lemmy Caution aslında ilk olarak İngiliz yazar Peter Cheyney tarafından yaratılan ve Constantine’in de daha önce birkaç filmde oynamış olduğu bir karakter. (1991 yılında, yani Alphaville‘den 26 yıl sonra çekilen bir Godard filmi Germany Year 90 Nine Zero‘da Constantine yine Caution karakteriyle izleyicilerin karşısına çıkıyor.)

İLGİLİ İÇERİK: Godard’ın son filmi Adieu au langage’a En İyi Film Ödülü

Alphaville’in distopik, teknokratik dünyasında seyahat ederken izlediğimiz Lemmy Caution, Ford Galaxie model aracıyla ‘yıldızlı uzay’ boyunca bir gece yolculuğu yapıyor. Alphaville’in beyni olarak nitelenen Profesör von Braun’u nötralize etmek gibi bir gizli görevle ‘dış topraklardan’ gelen bir gazeteci kılığına giren Caution, aynı zamanda şehri ve insanlarını kontrol eden, toplumsal örgütlenme biçimlerine her açıdan kendi mantıksal yönelimini dayatan süper bilgisayar Alpha 60’i de yok etmeyi hedefliyor. Bireyciliğin tamamen ortadan kaldırıldığı Alphaville’in mantıksal dünyasında, duygunun yasaklandığı ve duygusal davranışlar sergileyen herhangi birisinin tutuklandığı ve kamuya açık bir biçimde idam edildiği bir gelecek vizyonu sunuluyor.

Godard’ın erken döneme ait filmlerinin genelinde olduğu gibi, bu filmin öyküsü de çeşitli sanatsal, felsefi ve politik meselelerin bir ele alınışı için alegori niteliği taşıyor. Sanatın doğası ve işlevi, dilin gücü ve ideoloji ve kültür arasındaki ilişki gibi meselelere de değinilen filmdeki bu temaların, Godard’ın kariyeri 1960’ların sonlarına doğru açıkça daha politik bir hal almaya başladıkça yönetmenin diğer filmlerinde de daha sık kullanılmaya başladığını görüyoruz.

Yukarıdaki video hazırlayan Pisters, kendi internet sitesinde bu çalışmasıyla ilgili yaptığı açıklamada 20. yüzyılın en önemli filozoflarından Gilles Deleuze’ün yine filmle bağlantılı olarak düşünülebilecek şu sözlerine yer veriyor:

“Denetim toplumlarında, aslolan şey artık bir imza ya da numara değil bir şifre işlevi gören koddur. Denetimin dijital dili, bilgilere erişimin onaylanacağını mı yoksa ret mi edileceğini belirten kodlardan oluşmaktadır. Bizler artık bir kitle ve birey dualitesiyle karşı karşıya değiliz. Bireyler [individuals] ‘bölünebilir olanlar’a [‘dividiuals’] dönüştüler ve kitleler de numunelere, veriye, marketlere ya da “bankalara” dönüştüler.” (‘Denetim Toplumları Üzerine Dipnot‘, 1990)

İLGİLİ İÇERİK: World of Tomorrow, ‘La Jetée’den beri yapılan en iyi kısa bilim kurgu filmi’

Yazar:

Disiplinler ve kültürlerarası bir içerik deneyimi; en güncel felsefe, sanat, müzik, sinema, edebiyat, bilim ve teknoloji haberleri...