Bir yıl boyunca yediğiniz her şeyi bir arada görmek ister miydiniz?

Hem göze hem de damağa hitap edebilen güzel ve estetik bir yemek hazırlamak, eğer bu işte gerçekten başarılıysanız, nihayetinde ömrü çok da uzun olmayan sanat eserlerine de imza atmak anlamına gelebilir. Elbette gerçek sanat eserleri genellikle çok daha uzun süre dayanabilen ve ağzınıza koymaya kalkışmadığınız objelerden oluşur. Diğer yandan yiyecekler ve içecekler ise her zaman tüketilmek için var olan ve sonrasında da onlardan geriye kalan izlerden kurtulmak istediğimiz şeylerdir.

Food Chain Project adlı bir sanat projesi ise yiyecek ve içeceklere dair yukarıda bahsettiğimiz tam da bu klasik algıyı radikal bir biçimde değiştirmeyi hedefliyor. Amsterdam’da yaşayan İsrailli sanatçı Itamar Gilboa, söz konusu projesi kapsamında tüketmiş olduğu tam 8000 adet yiyecek ya da içeceği bir replikasını yarattı. Doğal yollarla yani sindirim sistemiyle tüketilmesi mümkün olmayan bütün bu yiyecek/içecek replikaları için bir yıl boyunca yediği ve içtiği her şeyin kaydını bütün ayrıntılarıyla tutan Gilboa, bu süre içerisinde örneğin tam olarak 215 şişe şarap tüketti. Sanatçının kaydını tutarak replikasını yarattığı diğer yiyecek ve içecekler arasında 133 salatalık, 567 dilim ekmek, 155 adet limon, 32 litre diyet kola, 490 adet domates ve üç adet incir bulunuyor. Elbette bütün bunlar, Gilboa’nın bu süre dâhilinde tükettiklerinin yalnızca küçük bir kısmı.

İLGİLİ İÇERİK: ‘Kurgusal Tabaklar’: Ünlü edebiyat eserlerindeki yemeklere yakın çekim

Böylece bir tür ölçülebilir, niceliksel bir veri kümesi deneyini kendisi adına hayata geçiren sanatçı bu projesine Tel Aviv’den Amsterdam’a sanat eğitimi almak için gittiğinde başladı. İsrail’in başkenti Tel Aviv’de bulunduğu sırada, Gilboa’nın bölgenin coğrafi konumu ve iklimiyle de bağlantılı olarak büyük ölçüde humus, sebze ve zeytin olmak üzere ağırlıklı olarak Akdeniz iklimine özgü bir beslenme tarzı varmış. Fakat sanatçı Hollanda’ya yerleştiğinde yeme alışkanlıklarını değiştirmek durumunda kaldığı için, daha çok bu Kuzey Avrupa ülkesinin soğuk iklimine daha uygun olan peynir, et ve “stroopwafel” gibi yiyecekleri tüketmeye başladı. Yeme alışkanlığındaki bu değişimin etkilerini de hisseden Gilboa, yiyecek ve içecek tercihlerini ve bunların onun üzerindeki etkisini daha iyi anlayabilmek adına bu alışkanlıklarını kaydetmeye karar verdi.

Fotoğraf: Itamar Gilboa

Fotoğraf: Itamar Gilboa

Yiyip içtiklerinizin hesabını tutup, kişisel verilerinizi topluca ve düzenlenmiş bir halde size sunan Jawbone Up ve Fitbit gibi popüler mobil uygulamaların aksine, Gilboa bir sanatçı olarak yaratıcılığını ortaya koyabileceği daha farklı bir yöntemi tercih etti. Amsterdam’a taşınmasının ardından başlamaya karar verdiği bu projesi için bütün bir yıl boyunca yanında bir defter ve bir kalem taşıyan sanatçı midesine indirdiği her şeyi özenle not düştü. Bu süre dâhilinde ise kendisine şunun sözünü verdi: Bir yıl bitene kadar geriye dönüp bakmak yok. Zira, sanatçı tam da projenin ortasındayken bütün alışkanlıklarını değiştirmek istemediğini belirtiyor.

Bir yılın ardından devasa bir veri elde eden Gilboa için işin asıl yaratıcı süreci bu noktadan sonra başlıyor. Zira, bu süre içerisinde tüketmiş olduğu yiyecek ve içecekleri nasıl görselleştirebileceğini belirlemesi gerekiyor. “365 gün boyunca tükettiğim bütün bu yiyeceklere bir mekânda sahip olmanın neye benzeyeceğini merak ettiğini” ifade eden sanatçı işe yiyecek kalıpları almak, bunlara alçıda şekil vermek ve neredeyse tıpatıp replikaları yontarak elde etmekle başlamış.

Şarap ve su gibi içecekler için, toplamda bunlardan kaç lire içtiğini hesaplayan Gilboa sonrasında da bunların kaç şişe ya da kutuya karşılık geldiğini belirlemiş. Örneğin daha yoğun bir şekil üretebilmek için karnabaharın yapraklarını kesen sanatçı, biz üzüm salkımının replikasını elde etmek için de her bir üzümü birbirine yapıştırmış. Hatta sebzeler şekil vermek için fazla dayanıksız olduklarından dolayı hamburgerler için de kauçuk malzemeden sebzeler hazırlamış. Yine çok önceden yemiş olduğu bir ananas için de, meyvenin yapraklarının replikalarını üretebilmek adına kaktüs kullanmış. Gilboa, konuyla ilgili Wired’a yaptığı açıklamada da “bunun tıpkı gerçek bir ananas gibi durduğunu hatta ondan daha iyi göründüğünü” ifade ediyor.

Fotoğraf: Itamar Gilboa

Fotoğraf: Itamar Gilboa

Nihayetinde, bir tür süpermarket gibi düzenlenmiş bir odada 6000 adet heykelin hepsini bir araya getiren Gilboa, ziyaretçilerin bir tür hayranlık ya da şaşkınlıkla bakabilecekleri çarpıcı bir koleksiyonun sahibi olmayı başarmış durumda. Burada sergilenen her bir heykel ise satılık… Gilboa, her bir heykelden elde edeceği gelirin yüzde 70’lik bir kısmını da Fair Food International ve Youth Food Movement gibi sağlıklı ve adil yiyeceklerle ilgili olan sivil toplum kuruluşlarına bağışlıyor. Bu genel olarak düşünüldüğünde bütün bir yemek endüstrisi için devede kulak bir rakam olabilir fakat sanatın ve yaratıcılığın gücü sayesinde bu heykeller aracılığıyla böylece insanların her gün tükettikleri şeyleri hayal etmeleri biraz daha kolaylaşabilir. Zira, yiyecek ve içecekler, kısa ömürlü ve çabuk tüketilen diğer birçok şey gibi onları bir kez yiyip içtiğimizde çabucak unutuverdiğimiz şeyler. Food Chain Project aracılığıyla, Gilboa’nın hedeflediklerinden birisi de bedenlerimize ne kadar çok şey koyduğumuza ve bunun üzerine ne kadar az düşündüğümüze dair zekice hazırlanmış bir görsel hatırlatıcı oluşturmak.

Gilboa, söz konusu projenin kendi adına onun davranışlarını çoktan değiştirdiğini belirtiyor. Artık daha az et tükettiğini, daha fazla sebze yediğini ve ne kadar şarap içtiğinin de hesabını yapmaya başladığını belirten sanatçı, stüdyosundayken artık eskisi gibi her gün bir şişe şarap açma alışkanlığını da değiştirdiğini ifade ediyor.

Fotoğraf: Itamar Gilboa

Fotoğraf: Itamar Gilboa

Fotoğraf: Itamar Gilboa

Fotoğraf: Itamar Gilboa

İLGİLİ İÇERİK: Birer sanat eserine dönüşen ansiklopediler

Yazar:

Disiplinler ve kültürlerarası bir içerik deneyimi; en güncel felsefe, sanat, müzik, sinema, edebiyat, bilim ve teknoloji haberleri...