Bitkiler düşündüğümüzden çok daha zeki!

Hayvan haklarının artık giderek daha geniş bir düzlemde karşılık bulmaya başladığı günümüzde, evrim zincirinde hayvanlardan daha alt düzeyde oldukları kabul edilen bitkilerin aslında zeki canlılar oldukları ve tıpkı “hayvan hakları” gibi “bitki haklarına” sahip olmaları gerektiği tartışılmaya başlıyor. Bitki nörobiyolojisi alanında uzman Stefano Mancuso ve gazeteci Alessandra Viola‘nın ortak çalışmasının ürünü olan ‘Brilliant Green: the Surprising History and Science of Plant Intelligence‘ adlı kitabın, ilk bakışta desteklenmesi oldukça güç gibi olan, bitkilerin zeki varlıklar olduğu ve çeşitli haklara sahip olmaları gerektiği düşüncesini oldukça tutarlı bir biçimde ele aldığı ve bunun doğruluğunu gösterdikleri, internetin yapısı ve bitkiler arasında çarpıcı benzerliklere işaret ettikleri belirtiliyor.

Jeremy Hance’ın konuyla ilgili The Guardian’da yayınlanan makalesinde “yüzyıllar boyunca Batı felsefesinin ve bilimin hayvanları düşünmeyen otomatlar ve içgüdülerinin köleleri olan basit canlılar olarak ele aldığı fakat son dönemlerde yapılan araştırmaların bu görüşü temelden sarstığı” belirtiliyor. Hance, şöyle devam ediyor: “Artık şunu biliyoruz ki, yalnızca şempanzeler, yunuslar ve filler değil birçok başka canlı da aslında düşünebiliyor, hissedebiliyor ve belirli bir karaktere sahipler. Ahtapotlar alet kullanabiliyor, balinalar şarkı söyleyebiliiyor, arılar sayı sayabiliyor, kargalar karmaşık nedensellikler geliştirebiliyor, eşek arıları yüzleri tanıyabiliyor ve balıklar farklı müzikleri ayırt edebiliyor. Bütün bu örneklerin bir ortak noktası var: bunlar beyinleri olan hayvanlar. Fakat bitkilerin bir beyni yok. Dolayısıyla onlar bir beyinleri olmadan problemleri nasıl çözebiliyor, zekice hareket edebiliyor ya da uyarıcılara karşılık verebiliyorlar?

İLGİLİ İÇERİK: İklim yürüyüşünü tanımlayan bu fotoğrafın anlamı

Brilliant Green‘in yazarı ve Floransa’daki Uluslararası Bitki Nörobiyolojisi Laboratuvarı’nın yöneticisi Mancuso bu durumu şöyle açıklıyor: “Günümüzdeki zeka algısı -tıpkı böbreklerin idrar üretmesi gibi beynin ürettiği bir şey olarak- fazla basitleştirilmiş bir algı. Bir beyin ortada bir vücut olmadan, kendisine benzeyen bir cevizle aynı miktarda bir zeka üretir.

Mancuso’nun fikirleri biraz radikal gibi dursa da, bitkiler üzerinde on yıllar boyunca titiz araştırmalar yapan ve genel kanının aksine bitkilerin hareket ettiğini, uyarıcılara karşılık verdiklerini ve duyarlı olduklarını öne süren ilk bilim adamlarından biri olan Charles Darwin de benzer bir düşünceyi savunmuştu.

‘Zekice çözümler ve sezgiler’

zeki bitkiler

Fotoğraf: Disclose.tv

Bitkiler, hayvanların karşılaştığı problemlerin birçoğuyla karşılaşsa da bunlara buldukları çözümler oldukça farklı olabiliyor. Zira bitkiler, enerji bulmak, bunu yeniden üretmek ve yırtıcı hayvanları da bir şekilde bertaraf etmek zorunda. İşte Mancuso da bütün bunları yapabilmek için bitkilerin zekice çözümler ve sezgiler geliştirdiğini öne sürüyor.

Buna göre, enerji ihtiyaçlarının üstesinden gelmek için, bitkilerin büyük bir çoğunluğu -bazen kelimenin tam anlamıyla bazen de metaforik olarak- yüzünü güneşe dönüyor. Zira bitkiler, ışığın yerini saptayarak gölgeli alanlarda da büyüyebiliyor ve birçoğu gün içerisinde en iyi ışığı elde etmek için yapraklarını döndürebiliyor.

Yine de bazı bitkiler bundan farklı bir rota izliyor ve enerjilerini, böceklerden farelere ve hatta kuşlara kadar birçok canlıyı avlayarak elde ediyor. Bunlardan en bilineni Sinekkapan bitkisi; fakat doğada hayvanları avlayıp yiyen en az 600 bitki türü olduğu biliniyor. Söz konusu bitkiler böyle avlanabilmek için karmaşık tuzaklar ve hızlı refleksler geliştirmiş durumdalar.

Fotoğraf: Shutterstock

Fotoğraf: Shutterstock

Bitkiler için enerji üretebilmenin bir diğer yolu ise hayvanları öldürmeden kullanmak. Birçok bitki, polen elde etmek için kendilerine gelen böcekleri karmaşık hileler ve renklerle çekiyor ve böylece diğer bitkilerle iletişim kurabiliyor. Yeni bir araştırma da bazı bitkilerin polen almak için kendilerine gelen böcekler arasında bir ayrım bile yapabildiğini ve polenlerini yalnızca en iyi olana veriyor.

Son olarak, bitkilerin yırtıcı hayvanları uzak tutmak için inanılmaz çeşitlilikte zehirli bileşenler üretebildikleri de biliniyor. Örneğin bir böcek tarafından saldırıya uğradıklarında birçok bitki belirli bir kimyasal bileşen salgılıyor. Fakat onlar için oldukça kıymetli olan bu bileşenleri de öylesine dışarı vermeyip, yalnızca saldırı altında olan yaprak ya da bölge için kullanıyorlar. Dolayısıyla bu anlamda bitkilerin hem kurnaz hem de tutumlu olduklarını söyleyebiliriz.

Bitkiler tehditlere ya da fırsatlara karşı öylesine tepkiler vermek yerine nasıl tepkiler vereceklerine karar veriyor olmalılar.

Mancuso ve Viola, kitaplarında bu konuyla ilgili şu soruyu soruyorlar: “Bir bitkinin yaptığı her bir tercih şu türden bir hesaplama üzerinde temelleniyor: herhangi bir problemin çözümü için gereken en düşük kaynak kullanımı ne kadardır?” Diğer bir ifadeyle, bitkiler tehditlere ya da fırsatlara karşı öylesine tepkiler vermek yerine nasıl tepkiler vereceklerine karar veriyor olmalılar.

Fotoğraf: Island Press

Fotoğraf: Island Press

Bitkilerin en karmaşık ve kendine özgü bölgesi ise en altta yer alıyor. Bilim insanları yaptıkları gözlemlerde bitki köklerinin rastgele hareket etmediklerini ve suyu elde etmek için en iyi konumu aradıklarını, rekabetten kaçınıp çeşitli kimyasallar depoladıklarını belirtiyor. Bazı durumlarda da, kökler bir engele çarpmadan yönlerini değiştiriyor, ki bu da bize bitkilerin duyuları aracılığıyla bir engeli “görebildiklerini” gösteriyor.

İnsanların, bildiğimiz üzere, beş duyusu var. Fakat bilim insanları bitkilerin, bulundukları çevrelerdeki karmaşık koşulları izleyen, en az 20 farklı duyusu olduğunu keşfettiler; Mancuso’ya göre, bitkilerin bu duyuları kabaca bizim beş duyumuza karşılık geliyor, fakat onların ayrıca nemi ölçmek, yerçekimini sezmek ve elektromanyetik alanları duyumsamak gibi şeylere hizmet eden ekstra duyuları da bulunuyor.

Bitkiler, ayrıca son derece karmaşık bir iletişim de kurabiliyor. Günümüzde, bilim insanları bitkilerin geniş bir çeşitlilikte iletişim biçimleri geliştirdiklerini keşfetmiş durumda. Bunlardan en bilineni ise kimyasal uçucular -ki bu da bazı bitkilerinin çok iyi ve bazılarının da çok kötü kokmasının temel nedeni- fakat bilim insanları yine bitkilerin elektrik sinyalleri ve hatta titreşimler aracılığıyla da iletişim kurduklarını keşfettiler.

Bitkiler harika iletişimciler: kendilerine komşu bitkilerle ya da böcekler ya da başka hayvanlar gibi diğer organizmalarla birçok bilgi paylaşıyorlar. Bir gülün esansı ya da bazı çiçeklerin çıkardığı çürümüş et kokusu da polenler için gelen böcekler için bir mesaj.

Birçok bitki, bir tehlike yaklaştığında kendi türlerinden diğer bitkileri uyarabiliyor. Bir böcek tarafından saldırıya uğradığında, bir bitki diğerlerine “kendisinin bir böcek tarafından yeniyor olduğunu ve diğerlerinin savunmaya geçmesi gerektiğini” bildiren bir kimyasal sinyal gönderiyor. Araştırmacılar ayrıca bu bitkilerin yakın akrabalarını tanıyabildiklerini ve bunlara daha farklı davrandıklarını da keşfetti.

‘Karmaşık sosyal bağlantılar ve iletişim ağı’

Bitkilerin uyuma ve oyun oynamaya benzer davranışlar sergilediğini de öne süren Mancuso ve Viola, şöyle yazıyor: “Son dönemlerde elde edilen bilimsel gelişmeler bitkilerin duygularla donanmış olduğunu, karmaşık sosyal bağlantılar geliştirdiklerini ve kendileri ve hayvanlarla iletişim kurabildiklerini gösteriyor.

Fotoğraf: luoman/Getty Images/iStockphoto

Fotoğraf: luoman/Getty Images/iStockphoto

Bütün bunlar da nihayetinde Darwin’in tamamen haklı olduğunu ortaya çıkarıyor. Mancuso, bitkilerin bu zekasının kökçüklerden ve kök apekslerden kaynaklandığına dair çeşitli kanıtlar buldu. Buna göre, Mancuso ve çalışma arkadaşları, bitkinin tam da bu bölgesinden alınan sinyallerin bir hayvanın beynindeki nöronlardan alınan sinyallerle aynı olduğunu kaydetti. Bu anlamda, bir kök apeksi tek başına fazla bir şey yapamıyor olabilir. Fakat, bitkilerin büyük bir çoğunluğunun milyonlarca bireysel köklere ve her birinin bir kökçüğe sahip olduğu biliniyor.

“Tek bir güçlü beyin yerine; bir tür bilgisayar işlevi gören ve internete benzeyen karmaşık bir sistemde birlikte çalışan milyonlarca küçük yapı…”

Dolayısıyla, tek bir güçlü beyin yerine, Mancuso bitkilerin bir tür bilgisayar işlevi gören ve onun internete benzettiği karmaşık bir sistemde birlikte çalışan milyonlarca küçük yapılara sahipler. Bu evrimsel tercihin gücü de; biyokütlesinin %90’ını ya da daha fazlasını kaybeden bir bitkinin hayatta kalabilmesini sağlamasında yatıyor.

Mancuso bu durumu şöyle açıklıyor:

Bitkilerdeki evrime yön veren başlıca şey, bedenlerinin bir parçasının büyük bir bölümünü kaybetmelerine rağmen hayatta kalabilmeleri. Böylece, bitkiler bir ağın düğümleri olarak etkileşime geçen çok sayıda temel modülden meydana geliyorlar. Belirli organları ya da merkezi fonksiyonları olmadan; ve asıl işlevselliklerini kaybetmeden bir av haline gelmeyi tolere edebiliyorlar. İnternet de aynı mantıkla doğdu ve kaçınılmaz olarak aynı çözüme ulaştı.

Buna göre, tek bir beyine sahip olmak -tıpkı tek bir kalbe ya da bir çift akciğere sahip olmak gibi- bitkilerin çok daha kolay öldürülmelerine neden olurdu. Mancuso’ya göre “İşte bu yüzden bitkilerin bir beyni yok: fakat bu zeki olmadıkları anlamına gelmiyor, yalnızca böyle bir beyinleri olsaydı çok daha savunmasız olacaklardı.”

İLGİLİ İÇERİK: Sakinlerini hava ve ses kirliliğinden koruyan ‘ağaç apartman’

Yazar:

Disiplinler ve kültürlerarası bir içerik deneyimi; en güncel felsefe, sanat, müzik, sinema, edebiyat, bilim ve teknoloji haberleri...