Heidegger’in 1963’te bir Budist rahiple televizyonda yaptığı söyleşi

Politik görüşleri ve bir zamanlar Nazi partisine duyduğu yakınlık yüzünden eleştirilse de Martin Heidegger, birçokları için 20. yüzyılın en önemli filozofu. Zira, Heidegger’in etkisi günümüzde de devam eden düşüncesinin bugüne dek Avrupalı ve Amerikalı birçok filozofu da derinden etkilediği bir gerçek. Heidegger’in yaşadığı dönemde henüz internet olmasa da, filozofun bu etkisinin dünyanın bir ucuna kadar ulaştığı da biliniyor. Taylandlı bir Budist rahibi ve aynı zamanda bir üniversite hocası olan Bhikku Maha Mani ve Heidegger arasında, 1963 yılında bir Alman TV kanalı SWR’de gerçekleşen bu söyleşi; doğu ve batı düşünce ekollerinin de bir anlamda ilk defa bu denli yaygın bir medya üzerinden karşılaşması anlamına da geliyordu. Aşağıdaki videolarda sırasıyla birinci ve ikici bölümleri izlenilebilen söyleşide Maha Mani’nin sorularını İngilizce sorduğu ve Heidegger’in bunları Almanca yanıtladığı görülüyor.

Fakat söz konusu karşılaşma, yine de ünlü Alman filozofun bir Uzak Doğulu düşünürle ilk diyaloğu değil. Reinhold May’in, Heidegger düşüncesi üzerindeki Budist ve Taoist etkileri ele aldığı çalışmasında belirttiği gibi, Heidegger’in Uzak Doğu düşüncesiyle kurduğu doğrudan teması en azından 1922 yılına, birçok belli başlı Japon düşünürle sohbetlere başladığı zamana kadar uzanıyor. Yine de, Heidegger kendi düşüncesi ve bu Uzak Doğulu filozofların düşünceleri arasında olası bir benzeşmeye dair çok az şey söylüyor. Ve bu söyledikleri de bütün bu Uzak Doğu düşüncesinin, Heidegger’in oluşturduğu felsefi yapı üzerinde pek bir etkisi olmadığına işaret ediyor.

İLGİLİ İÇERİK: Platon’un ünlü Symposion diyaloğunu modern zamanlara uyarlayan film

Aşağıdaki söyleşide de Heidegger’in, Budist düşünceye oldukça aşina olduğu anlaşılsa da, kendi felsefesi ve bu düşünce arasında bazı ilginç ayrımlar ve karşılaştırmalar yaptığı fark ediliyor. Örneğin “İnsan varoluşunu”, “dile sahip olan bu öz” olarak tanımlayan Heidegger’in yaklaşımı, bu noktada “insanlar ve diğer yaşayan şeyler, bitkiler ve hayvanlar arasında özsel bir ayrım” yapmayan “Budist öğretilerden” farklılaşıyor. Heidegger için, dil üzerinden “Varlıkla bağlantılı olan bir bilme” anlamına gelen bilinç insana özel ve onda saklı olan bir şey.

Söyleşinin ikinci bölümünde Bhikku Maha Mani, Heidegger’e herhangi bir dine inanmayan insanları “komünist” olarak ve “dini kurallara göre yaşayanlara” da deli gözüyle bakan bu çelişkili Batılı eğilim hakkında ne düşündüğünü soruyor. Heidegger, en radikal anlamıyla dinin insan kabiliyetlerinin yerine geçen, güçler, kuvvetler ve yasalara bir yeniden bağlanış” olduğunu söyleyerek karşılık veriyor. Heidegger’e göre, “hiçbir insan dini inançtan bağımsız değil”, buna komünistlerin “bilime duydukları inanç” ya da “Tanrı tanımayan, Budizm olarak adlandırabileceğimiz ateistik bir dine” duyulan inanç da dahil. Heidegger, farklı dinler, felsefeler ve politik gruplar arasında neden “yakın ve basit bir anlayışın” küçük bir olasılığını gördüğünü ve bunun politik koşulların yanında bir öz düşünceden geçtiğini açıkılıyor.

Söyleşide, Almanya’yı ve “genel olarak bütün bir Avrupa’yı” da suçlayan Heidegger, onların bir insan harmonisinden genel olarak yoksun olduklarını belirtiyor: “Gerçeklikle ve kendimizle hiçbir biçimde açık, ortak ve basit bir bağlantı kuramıyoruz. Batı dünyasının en büyük sorunu da bu.”

İLGİLİ İÇERİK: Bölünüşler ve bağlanışlar üzerine çarpıcı bir kısa film: ‘Solipsist’

Yazar:

Disiplinler ve kültürlerarası bir içerik deneyimi; en güncel felsefe, sanat, müzik, sinema, edebiyat, bilim ve teknoloji haberleri...