Abdullah Bey ve Osmanlı’nın pozitivizmle imtihanı

Osmanlı İmparatorluğu’na sığınmacı statüsünde gelerek daha sonra Abdullah Bey adını alan Avusturyalı bilim insanı Karl Eduard Hammerschmidt’in 1871 yılında İstanbul’da bir doğa tarihi müzesi kurduğunu herhalde tarihle ilgili olduğunu düşünen çoğu kişi bile ilk defa duyuyordur. Zira, zaman içerisinde bu müzenin, tıpkı 1994’te bir yol çalışmasıyla yıkılan Abdullah Bey’in anıt mezarı gibi tamamen ortadan kaybolması zaten oldukça zayıf olan toplumsal belleğimizden de yitip gitmesi için yeterli olmuş gibi görünüyor.

Türk Kızılayı’nın da kurucusu olan Abdullah Bey’in girişimleriyle kurulan bu doğa tarihi müzesi, Hammerschmidt’in memleketi Avusturya’nın başkenti Viyana’da da oldukça yaygın olan 19. yüzyılın pozitivizm anlayışına dayanıyordu. Felsefi ve bilimsel bir dünya görüşü ortaya koyan bu akıma göre, her şey sınıflandırılabilir ya da diğer bir ifadeyle tasnif ve katogerize edilebilirdi. Türkçede ‘olguculuk’ olarak da bilinen bu akımın temelinde herhangi bir teolojik ya da metafizik unsura yer vermeyen, yalnızca fiziksel ya da materyal dünyanın gerçeklerine dayanan bir bilim anlayışı bulunuyor. Bir önceki cümleyi -di’li geçmiş zamanla bitirsek de, söz konusu akımın hem çeşitli dil ve mantık hem de bilimsel çalışmalarda etkisini aslında hâlen sürdürmekte olduğunu da eklemek gerekiyor.

İLGİLİ İÇERİK: Paris Komünü’ndeki üç ‘Jön Türk’ün hürriyet mücadelesi

Fransız filozof, matematikçi ve sosyolog Auguste Comte tarafından teorileştirilen söz konusu akım doğal olarak etraftaki bütün canlı ve cansız varlıkların da bu akılcı bakış açısına göre yeniden tanımlanmasını ve ele alınmasını gerektirmişti. Arkeoloji, sanat ve teknoloji gibi alanlarda özellikle doğa tarihi bağlamında etkisini gösteren bu yaklaşım; insan düşüncesinin ve gelişiminin en yüksek basamağı olarak gördüğü; sadece gözlemlenebilir olana yönelmeyi, olaylar arasındaki yasaları ya da değişmez bağlantıları incelemeyi savunur.

doğa tarihi müzesi istanbul

Görsel: Studio X İstanbul

Kendilerini ansiklopedist ve natüralist olarak adlandıran araştırmacı ve bilim insanlarının çabalarıyla gelişen, bilinemeze tahammülün olmadığı bir bakış açısı sunan pozitivizmin elbette dönemin Türk aydınlanması üzerinde de önemli bir etkisi olmuştu.

Borusan Holding’in sponsor olduğu ve Columbia Üniversitesi’nin girişimleriyle kurulan Studio X İstanbul’daki ‘Le Museé d’Histoire Naturelle de Constantinople‘ adlı Tayfun Serttaş sergisi de işte bu dönemi belki de olabilecek en sıradışı ve çarpıcı bir konsept üzerinden yeniden ele alma olanağı veriyor. Daha önce ‘Mimarlar Mezarlığı’ adlı bir sergiyle yine Osmanlı modernizasyonu dönemini inceleyen Tayfun Serttaş, yine aynı döneme dair bu defa farklı bir açıdan bir bakış açısı sunuyor. Serttaş, Radikal’de yer alan haberde söz konusu döneme dair şunları söylüyor: “Hiçbir zaman doğanın pür bağımsız bir tarihi olmadı. İnsanın doğayla arasındaki ironilerin ve işbirliklerinin tarihidir doğa tarihi. Kendi egolarımızın tarihi bu.”

ABDULLAH BEY VE DOĞA TARİHİ MÜZESİ

Daha sonra Abdullah Bey adını alan, Avustrya kökenli bilim insanı Karl Eduard Hammerschmidt’e dair oldukça kapsamlı bir araştırma yapan Tayfun Serttaş son derece sıradışı bilgiler elde etmiş.

abdullah bey

Karl Eduard Hammerschmidt

1848’de kanlı bir biçimde bastırılan Viyana Ayaklanması’ndan kaçarak İstanbul’a gelen Hammerschmidt, müslümanlığı seçtikten sonra Abdullah Bey adını almış. Sonrasında oldukça ateşli bir Osmanlı milliyetçisi de olan bilim insanı, kendisi Osmanlıcayı tam olarak öğrenememiş ve bütün makale ve metinlerini Fransızca yazmış olsa da, o dönem saraya yazdığı mektuplarda etrafındaki herkesin Fransızca konuşmasından duyduğu rahatsızlığı konu alan şikayetler var.

Osmanlı yönetimi tarafından, zooloji alanında uluslararası kariyerini İstanbul’da sürdürmeye dair talebinin kabul edilmesinin ardından, Abdullah Bey Osmanlı tarihinin ilk doğa tarihi müzesini kurmak için kolları sıvamış. Bu zorlu süreçte Paris Doğa Tarihi Müzesi’nden büyük destekler alan Abdullah Bey, Paris’teki müzeye gönderdiği 400 fosil karşılığında yaklaşık 900 parça almış. Ayrıca Viyana’ya yaptığı bir ziyaretten de 27 sandık dolusu geniş bir koleksiyonla dönmüş. Karl Eduard Hammerschmidt kimliğiyle kurduğu birçok bağlantı aracılığıyla son derece kapsamlı bir koleksiyona sahip olan Abdullah Bey’in ilk müze girişimi 1848’deki Beyoğlu yangınında tahrip olmuş. Buna rağmen, 1870’te çok daha geniş kapsamlı yeni bir doğa tarihi müzesi için bir koleksiyonun oluşmaya başlamasının ardından nihayet 1871’de imparatorluğun ilk doğa tarihi müzesinin açılışı yapılmış. Tam adı ‘Le Musée d’Histoire Naturelle d’Ecole Impériale de Médecine de Constantinople’ olan müze, bugün Marmara Üniversitesi Haydarpaşa Kampüsü’nün bulunduğu Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane’de yer alıyormuş.

doğa tarihi müzesi

Abdullah Bey bu sayede Osmanlı’ya saygın bir müze kazandırmakla kalmaz, Fransız Aydınlanması’nın bilimsel anlamda en önemli etkilerinden birini İslam coğrafyasına kazandırmakla da tarihe geçer. Bir bilim yuvası olduğu için kendi içinde korunaklılığı olan müze halk tarafından da desteklenir. Öyle ki Kayseri’de doğarken ölen iki başlı bir bebek ve Lefkoşa’daki yedi ayaklı keçi gibi anomali vakaları Abdullah Bey’e mektupla bildirilir, müzeye kazandırılması için ne yapılması gerektiği, nasıl muhafaza edilecekleri konusunda uzun yazışmalar gerçekleştirilir.

POZİTİVİZMİN İSLAM COĞRAFYASIYLA TANIŞMASI

Abdullah Bey’in çabası Osmanlı’nın en önemli müzelerinden biriyle sonuçlanmasının yanında, aynı zamanda Fransız Aydınlanması’nın en önemli bilimsel sonuçlarından biri olan pozitivizmin de İslam coğrafyasıyla doğrudan bir giriş yapması anlamına gelir. Halk tarafından da büyük bir ilgi gören ve desteklenen müzeye yönelik ilginç talepler de yok değildir. Örneğin, Kayseri’de doğarken ölen iki başlı bir bebek ve Lefkoşa’daki yedi ayaklı keçi gibi tuhaf vakalar, Abdullah Bey’e mektupla iletilir ve bunların müzeye nasıl kazandırılabileceği ve nasıl muhafaza edilecekleri hakkında uzun yazışmalar yapılır.

tayfun serttaş sergi

Serttaş, serginin daha çok bir doğa ironisi olduğunu ifade ederek şöyle devam ediyor: “Zaten doğa tarihi başlı başına bir ironi ve buradan başka bir ironi çıkarmaktı amaç”.

Studio X İstanbul’da Abdullah Bey’in izinden giderek oluşturulan “Le Museé d’Histoire Naturelle de Constantinople”un yaratıcısı Tayfun Serttaş, serginin kapanış tarihi olan 13 Kasım’da “Le Museé d’Histoire de Constantinople” adlı kitabının da lansmanını yapacak.

İLGİLİ İÇERİK: İslam tarihinde tasvir geleneği ve ecdat hamaseti üzerine

Written by

Disiplinler ve kültürlerarası bir içerik deneyimi; en güncel felsefe, sanat, müzik, sinema, edebiyat, bilim ve teknoloji haberleri...