‘Null-A Dünyası’ incelemesi: ‘Aristotelesçi olmayan’ bir dünyaya giriş

Batı düşünce geleneği tarihinde pek de eşi benzeri olmayan bir etki bırakan Aristotelesçi mantık ve onun geçerliliği ya da doğruluğuna dair kültürel çatışmalar üzerinde temellenen bilim kurgu romanı The World of Null-A (Null-A Dünyası), yazarı A.E. van Vogt‘un okuyucularına sunduğu sıradışı ve yaratıcı birçok düşünce ve fikirle dolu bir kitap.

Romanın oldukça yüksek bir tempoya sahip olay örgüsüyle birlikte bütün bu düşünsel altyapısının başarılı bir biçimde yan yana yürüyebildiğini görüyoruz. Dostoyevski’nin romanları kadar karamsal olmayan fakat en az onlarda olduğu kadar yoğun bir zihinsel sürecin de yer aldığı roman aynı zamanda neredesye bir Indiana Jones filmi kadar heyecan verici bir aksiyon da içeriyor.

null-a dünyası

“The World of Null-A”nın 6.45 yayınlarından çıkan Türkçe baskısının kapağı. Tasarım: Murat (K) Bozkurt

A.E. van Vogt‘un bu sıradışı ütopya vizyonu, Aristotelesçi mantığın bir reddiyesine üzerinde temelleniyor. Kitata yer alan birçok bölümün girişinde yer alan alıntılardan da anlaşılabileceği üzere, bu yaklaşım teorik olarak birçok açıdan, akademisyen ve düşünür Alfred Korzybski‘nin genel anlambilim teorisinden izler taşıyor. Bu ütopik dünyada fikirler, kendilerinden her zaman şüphe duyulan şeyler olarak görülüyor; üstelik yalnızca kötü ya da yanlış fikirler değil, kavrama ve davranış için bir rehber olarak hizmet eden, mantıksal-kavramsal bir yapıya sahip bütün fikirler bir tür zan altında. Dolayısıyla, romandaki kahramanımız, Gilbert Gosseyn’in bir sahneden diğerine herhangi bir tümevarım ya da tümdengelimci bir düşünce sürecinin yardımı olmadan hızla yol alması da aslında çok da şaşırtıcı bir durum olmasa gerek. Zira romanda, aslında en rasyonel biçimde ve duygularını kontrol altına alarak hareket eden kişiler, hikayenin kötü adamları. Ve van Vogt’a göre bu durum onların kötülüklerinin özsel bir parçası.

Kitabın başlardaki bölümlerinden biri de aslında yine bu doğrultuda, doğrudan Korzbyski’den yapılan şu alıntıyla başlıyor:

“Bizim trajedilerimiz ‘gayretli’ biyolog Aristoteles’in ‘yayılmacı’ matematiksel felsefeci Platon’dan rehberliği devralıp tüm primitif tanımlamaları ve öznel öngörülerini, işkence cezası tehdidi altında, değiştirmemize izin verilmeyen, iki bin yıldan fazla bir süre boyunca zorla dayatılan bir sistem olarak formüle etmesiyle başladı…”

Aslında kitaba dair buraya kadar söylediklerimiz bile, bilim kurgu literatüründe önemli bir yere sahip olan bu romana, Hollywood’un neden şimdiye kadar el atmamış olduğunu anlamak için yeterli olabilir.

world of null-a kapak

Yine de, içerdiği ve her birinden ayrı bir öykü ve roman çıkartılabilecek onlarca yaratıcı fikre, rağmen; yukarıda bir örneğini gördüğümüz bu düşünsel atıfların tam bir felsefi bağlam oluşturabildiğini söylemek zor. Yazarın, genel anlambilim teorisi üzerine yaptığı göndermeler, bir roman için bile uzun vadede yeterince sonuçlandırılmamış ve ayrıntılandırılmamış olarak kalıyor. Romanın kahramanı Gosseyn’in ekstra bir beyin kapasitesine sahip olduğu anlaşılırken, dahil olduğu kavgalar, içinden geçtiği karanlık tüneller, birçok defa düşmanın eline düşmesi; belirgin bir uyum ve nedeni olmadan ateşin etrafında dönüp dolaşan bir pervane gibi davranması muhtelemen Aristotelesçi olmayan ve bu fazladan zihin potansiyeliyle ne yapacağını bilemeyen bir adamın davranışları olarak beliriyor. Kitabın ortalarına doğru da, aslında sahne arkasında bulunan üst düzey bir güç tarafından bir piyon olarak kullanılıyor olmasından korkuyor.

Elbette, van Vogt’un romanındaki bu “şimdi davran, sonra düşün, hiç düşünmesen de olur” yaklaşımı hikaye anlatıcılığı açısından da oldukça yaratıcı ve sürükleyici bir olay örgüsünün oluşmasına yardımcı oluyor. Ama yine de, kitabın geneline baktığımzıda karşımızda rahat ve hızlı bir biçimde okuyabileceğimiz bir metin olduğunu söylemek kolay değil.

Null-A Dünyası’nın açılış sahnelerinden birisi, yine van Vogt’un aslında altında önemli bir derinliğin yattığı hissedilen ve aslında kitabın geri kalanında daha da açımlanmasını umduğunuz, fakat bunun pek de gerçekleşmediği büyük bir tasarısının izlerini taşıyor. Makine şehri adı verilen bir yerde gerçekleştirilen ve 30 gün süren bir yarışmanın sonucunda, insanların kariyerlerinin geleceği ve finansal ihtimalleri belirlenmiş oluyor. Yarışmaya katılan binlerce insan, içinde bulunduğu şehri de yöneten devasa bir bilgisayar tarafından hazırlanmış bir dizi oyun üzerinden her gün test ediliyor. Her geçen günün ardından daha fazla yarışmacı elenmiş oluyor, ve geriye kalan küçük bir yüzde, Aristotelesçi olmayan bir dünyaya uygun olduğunu kanıtlayarak, büyük ödülü yani Venüs’e yerleşme hakkını elde etmiş oluyor.

world of null-a kapak 2

world of null-a kapak 3

Aslında son derece ilgi çekici olan bu konseptin üzerinde ne yazık ki, daha sonraki bölümlerde durulmuyor ve dolayısıyla oyunun ayrıntılarına dair fazla bir şey öğrenemiyoruz. İlerleyen sayfalarda, ani bir ölümle hayatını kaybeden ama hemen ardından başka bir gezegende uyanan ve bunun nasıl gerçekleştiğine dair kendisine hiçbir şey söylenmeyen bir adamın öyküsüne tanık oluyoruz. Kaynağı belirsiz bir mektupta bu durumla ilgili ona söylenen tek şey, bir daha ölürse bu defa üçüncü ve daha güçlü bir bedende tekrar hayat bulacağı. Ve bildiğimiz bütün bilimsel kuralları altüst eden bu yeni insan organizması da aslında insan türünün evrimindeki bir sonraki adımı temsil ediyor. Yine son derece heyecan verici olan bu konsept, çok fazla üzerinde durulmadan ve üçüncü bedeni de görmemize olanak verilmeden öykünün olay örgüsü arasında gözden kayboluyor.

world of null-a kapak 4

world of null-a kapak 5

Kitapta bahsi geçen bir diğer potansiyeli yüksek alt tema ise “yasal tatiller”. Bu zaman dilimlerinde bütün yasaların kaldırıldığı, iptal edildiği ve dolayısıyla vatandaşların, polisin tatili bitene kadar kendilerini savunmak durumunda olduğu bir dönem yaşanıyor. Bu toplumsal anarşi hali, muhtemelen insanların, kurumların dayatmaları ve cezalandırmaları olmadan daha ütopik bir geleceğe nasıl uyum sağlayabileceklerini anlamak için bizzat toplumu yöneten akıl tarafından empoze ediliyor. Elbette, bu temanın da yalnızca şöyle bir gösterilip sonrasında da bir şekilde geride bırakıldığına tanık oluyoruz. Tıpkı, hatıraları daha yüksek bir güç tarafından tahrip edilen ve yalnızca bir yalan makinesi testine tabi tutulduğunda geçmiş yaşamına dair inandığı en temel şeylerin bile doğru olmadığını anlayan adamın bu bağlamdaki öyküsü gibi…

world of null-a kapak 6

Bir devlet başkanının; sokaklarda yaşayan evsiz bir kadın gibi rol yapan kızı, ya da karmaşık ve dürüst olmayan bir küresel yönetim iradesinin, şeytani planları olan dahi patronunun ölümsüzlüğün sırrına erişmesini engellemek için ona ihanet etmesi gibi temalar da yine üzerinde pek durulmayan ama oldukça dikkat çekici diğer öyküler…

Bütün bunlar olup biterken, bir yandan da arka planda galaktik tarihin en büyük savaşının vuku bulduğunu görüyoruz. Savaşın kötü adamları evrendeki en gelişmiş silahlara sahip olsalar da, tamamen silahsız ve neredeyse Gandhi gibi bir tür pasifizme gönül vermiş insan grupları tarafından yenilgiye uğratılıyor. Aslında yalnızca bu bile üzerinde başlı başına bir roman edilebilecek bir konsept. Fakat, Null-A dünyasında yine bu bölümün de yalnızca bir nevi ‘tadımlık’ olarak yer aldığını görüyoruz.

The World of Null-A (Null-A Dünyası), bilim kurgunun Altın Çağ olarak nitelendirilen dönemine ait en ünlü ve en tartışmalı romanlarından biri. İlk yayınlandığı tarih olan 1949’dan beri oldukça geniş bir okuyucu kitlesine sahip olan kitap, spekülatif kurgunun da en önemli örnekleri arasında yer alıyor.

world of null-a kapak 7

İlk olarak, bir dönemin en ünlü bilim kurgu dergilerinden Astounding Science Fiction‘da dizi halinde yayınlanan Null-A Dünyası, daha sonra üzerinde bazı değişiklikler yapılarak bugünkü halini almış. Kitap aslında birçok açıdan eleştirilebilir olsa da, olay örgüsündeki eksiklikleri ya da başarısızlıklarına rağmen son derece sıradışı fikirleri, ve bizim geleneksel mantık anlayışımızın ancak marjinal rollerdeki karakterlerde karşımıza çıktığı bu evren anlayışı için bile kesinlikle okunmaya değer.

Written by