Filistin meselesini bilim kurguyla buluşturan film

Filistin’in artık kalıplaşmış bazı imgelerine karşı dünyanın iyice bağışıklık kazandığını düşünen Kudüs doğumlu; Kopenhag ve Londra’da yaşayan sanatçı Larissa Sansour, kaybedilen Filistin toprakları, kültürü ve kimliğine farklı bir yaklaşım getirmeye karar vermiş.

Filistinlilerin uzun bir süredir yaşadıkları yıkım ve karşılaştıkları zorluklara dair politik problemlerin fantastik bir çözümü için bilim kurguyu ve hayal gücünü kullanan sanatçı, ilk filmi ‘Space Exodus’ta, Ay yüzeyine kendi ülkesinin bayrağını diken bir Filistinli olarak karşımıza çıkıyor. Sansour bir sonraki projesi ‘Nation Estate’te ise Filistin devletini her katında çeşitli şehirlerin bulunduğu bir gökdelen formunda hayal ediyor. Sanatçı bu filmde de Devlet’e bir ekspres trenle ulaşan ve İsrailli kontrol noktalarına yakalanmadan asansörle bir şehirden diğerine seyahat edebilen fütüristik bir gezgin olarak beliriyor.

İLGİLİ İÇERİK: Savaştan önce Şam’daki hayatı anlatan çarpıcı bir kısa film

'Nation Estate'ten bir kare - Kudüs Katı / Görsel: Larissa Sansour

‘Nation Estate’ten bir kare – Kudüs Katı / Görsel: Larissa Sansour

Son filmi ‘In the Future They Ate from The Finest Porcelain’da ise Sansour bu konseptleri bir bilim kurgu senaryosu aracılığıyla biraz daha ileriye götürerek gelecekteki Filistinli nesillere kendi ülkelerini talep etme hakkı veren sıradışı bir yolun hazırlığını yapıyor. Filme eşlik eden üç geniş ölçekli fotografik çalışma ve yerleştirme son derece etkili, nüktedan ve alaycı bir üslupla tarihin nasıl da gerçekleri yanlışlamak ve haksız olanı haksız çıkarmak için “üretilebildiğini” gösteriyor.

Filmdeki bu çalışmalar üzerinden sanatçı bu arkeolojinin politikasını ele alıyor ve geçmişin mitlerinin nasıl tarihsel bir araya girmeye dönüşebileceğini inceliyor. Filmde Filistin ve İsrail’den doğrudan bahsedilmese de, hikaye oldukça ustalıklı bir biçimde İsrail’in Kudüs’le olan bağlarını güçlendirmeye yönelik taktikleri; arkeolojik kazılarla elde edilen (ya da icat edilen) bulgular üzerinden ele alınıyor.

'In The Future, They Ate from the Finest Porcelain'ın Dubai'deki Lawrie Shabibi'deki gösteriminden bir kare / Görsel: Larissa Sansour & Lawrie Shabibi

‘In The Future, They Ate from the Finest Porcelain’ın Dubai’deki Lawrie Shabibi’deki gösteriminden bir kare / Görsel: Larissa Sansour & Lawrie Shabibi

Filmin adında zaman kiplerinde yapılan kelime oyununda (“Gelecekte, En Güzel Porselenden Yediler”) olduğu gibi, öyküde de geçmiş, şimdi ve gelecek arasında ileriye ve geriye doğru geçişler söz konusu. Kendisini “anlatı teröristi” olarak tanımlayan filmin kahramanı da kendi iç dünyaları ve dış dünya arasında gidip gelerek üretilmiş bir tarih oluşturuyor.

'In The Future, They Ate from the Finest Porcelain' / Görsel: Larissa Sansour

‘In The Future, They Ate from the Finest Porcelain’ / Görsel: Larissa Sansour

'In The Future, They Ate from the Finest Porcelain' / Görsel: Larissa Sansour

‘In The Future, They Ate from the Finest Porcelain’ / Görsel: Larissa Sansour

Filmde, Filistinle özdeşleşen puşi motifleriyle süslenmiş porselen tabakları bir silah olarak kullanan bir direniş örgütüne bağlı olduğunu açıklayan anlatıcı, planlarının ise bombaya benzeyen konteynırların içinde paketlenmiş bu tabakları gelecekteki Filistin Devleti’ne havadan bırakarak onları yerin derinliklerine gömmek olduğunu belirtiyor. Filmdeki kahramanımız porselen çağının bir taklidini yapmanın yolunu bulduklarını, ve kurgusal bir uygarlığın kalıntıları gelecekteki arkeologlar tarafından gün yüzüne çıkartılıp karbon tarihlemeye tabi tutulduğunda; bunun gelecekteki nesiller için burada hak iddia etmelerine yardımcı olacağını anlatıyor.

İLGİLİ İÇERİK: Gazze’nin yıkıntıları arasında yükselen heykeller

Yazar:

Disiplinler ve kültürlerarası bir içerik deneyimi; en güncel felsefe, sanat, müzik, sinema, edebiyat, bilim ve teknoloji haberleri...