The Last Job on Earth: Çalışmamaya hazır mıyız?

Aslında çok da uzak olmayan bir gelecekte geçen The Last Job on Earth‘teki kahramanımız Alice, yine de günümüz dünyasına henüz o kadar da benzemeyen bir ortamda yaşıyor. Kahramanımızın adına da atıfta bulunarak bu ortamın bir “harikalar diyarı” olup olmadığı ise herhalde kişiden kişiye farklılık gösterebilecek bir yargı. Zira, yaşadığı bu ışıltılı gelecekte robot bir kedisi olan ve bütün sağlık kontrolleri ve ilaçları düzenli olarak bir makine tarafından sağlanan Alice aynı zamanda iyi bir işe sahip olması onun diyarını “harika” kılmaya belki yetebilir. Diğer yandan bu diyarın uzak noktalarına doğru bir yolculuk yaptığında karşımıza bütün işlerin neredeyse yarısının otomatikleştiği ya da makineleştiği bir gelecek vizyonu çıkıyor.

Filmin sunduğu bu gelecek öngörüsünün bize o kadar uzak olmamasının aslında oldukça bilimsel bir dayanağı da var. Araştırmacılar Carl Benedikt Frey ve Michael Osborne tarafından 2013’te yayınlanan “The Future of Employment” adlı makale tam da bundan 30 ya da 40 yıl sonra mevcut işlerin yarsının makineler tarafından yerine getirileceğini ortaya koyuyor. Elbette Alice gibi şanslı olanların istihdam edildiği ve minimum mesaiyle geçen bir geleceğin artık bir ütopya olmaktan çıktığı bu dünya onu mutlu etmeye yetiyor.

İLGİLİ İÇERİK: 20. yüzyılın başlarında Doğu Avrupa’yı istila eden dev robotlar

The Moth Collecive adlı stüdyo ve The Guardian işbirliğiyle hazırlanan bu animasyon kısa film sürdürülebilir iş sektörüne sıradışı bir bakış atıyor. Animasyonla ilgili Paul Mason’ın yazısında da belirtildiği gibi evrensel bir temel gelir düzeyi ve çalışma saatlerinin olabildiğince kısalmasıyla birlikte kendi kendine öğrenebilen yapay zekayla çalışan makinelere giderek daha fazla görev ve iş verebiliriz.

Mason’a göre bu otomasyon kaçınılmaz bir şey ve bu korkulacak bir şey de değil. Diğer yandan artık çalışmak zorunda olmayan bir toplumun beraberinde getirebileceği toplumdaki ve insan kimliğindeki radikal değişim de göz ardı edilmemesi gereken bir unsur. Bu denli geniş çaplı bir otomasyonun herkesin eşit bir biçimde yararına olacağını düşünmek de muhtemelen aşırı bir iyimserlik. Kısa filmde de gördüğümüz gibi, Alice şehirde yaptığı ufak bir seyahatte gıda yardımı bekleyen insanları görmekten kaçınmak için kendi kendine giden arabasının camlarındaki gölge düzeyini arttırmak durumunda kalıyor.

Alice’in öyküsü aslında Minority Report, Blade Runner, iRobot ve Her gibi filmlerden bazı izler taşısa da, yine de Terminator ve The Matrix gibi distopyaların gerçek olmaktan uzak olduğu bir vizyon sunuyor. The Last Job on Earth bu anlamda insanlığın geleceğine dair kısa ama ayakları belki biraz daha yere basan bir bakış sunmayı başarıyor.

Büyük ve görkemli distopyaların ötesinde ve herhangi bir köşebaşında karşımıza çıkabilecek basit ama çarpıcı bir gerçeklik böylece yüzümüze çarpılmış oluyor. Neredeyse bütün kamusal meşgaleler çoktan ruhu olmayan makineler tarafından optimize edildiğinde, bize kalan tek yeganelik “ruhumuzu” nasıl besleyeceğiz? Mason’ında belirttiği gibi: “Çalışma-sonrası toplumun en büyük bilmecesi; kendimizi şirket kimliğine, bir beceriler bütünlüğüne ya da kıdemliliğe karşı tanımlayamadığımızda bize/benliğimize/özneye ne olacak?”

İLGİLİ İÇERİK: İnsanlığın yok edilmesinin ardından savaşmaya devam eden makineler

Yazar:

Disiplinler ve kültürlerarası bir içerik deneyimi; en güncel felsefe, sanat, müzik, sinema, edebiyat, bilim ve teknoloji haberleri...