Sartre, Scottsboro ve ‘Saygılı Yosma’

Ardacan Özdemir, Sartre’ın en ünlü oyunlarından ‘Saygılı Yosma’yı mercek altına aldığı incelemesinde ABD’deki ırkçılığın sembol haline gelmiş hadiselerinden Scottsboro Davası’na da değiniyor.

Günümüzde azınlık ve sınıf politikalarının kesiştiği noktalarda toplumsal hareketlerin kilitlenme yaşaması oldukça yaygın bir fenomen. Konuya tamamen sınıfsal ya da tamamen kültürel açıdan yaklaşmaya çalışan akımların kısır tartışmaları çoğu zaman sorunlara dair herhangi bir çözüm yansıtmıyor. Bu açıdan Jean-Paul Sartre‘ın ‘Saygılı Yosma‘ (‘La Putain respectueuse‘) oyunu Scottsboro Davası ile olan alakası sebebiyle gerçekten ilginç bir nitelik taşıyor.

Afro-Amerikan ve beyaz nüfusu birbirinden ayıran ırksal ayrım (“segregation”) yasalarının, köleliğin feshinden sonraki 100 küsür yıllık sürede yürürlükte kalmasının en yaygın bahanelerinden biri “ayrı ama eşit” mottosuydu. Bu düsturla hareket eden otorite figürleri Birleşik Devletlerdeki kurumsallaşmış ırkçılığın iç savaş sonrasında da korunmasını sağladılar. Scottsboro Davası bu gerçeğin ifşa olduğu en önemli vakalardan biri.

Söz konusu dava, yaşları 12 ile 19 arasında değişen dokuz siyahi gencin 5 küsür yıllık bir süreçte üçer kez idam cezasına çarptırılıp, işin sonunda 100’er yıllık hapis cezalarına razı olmalarıyla biten bir hikaye…

1931 yılında Tennessee‘de bir tren yolculuğu sırasında birkaç beyaz yolcu ile yaşadıkları arbede sonrası gençler, bir sonraki durakta kendilerini iki beyaz kadına tecavüz etmek suçundan tutuklanmış bulurlar. Beş ay içinde yaşça küçük olan ikisi hariç hepsine idam cezası veren ilk dava süreçlerinin son duruşmasına yerel bandonun zafer marşlarıyla eşlik etmesi mühim bir detaydır. Dava sürecinden haberdar olan Amerikan Komünist Partisi ve NAACP (National Association for the Advancement of Colored People) davaya müdahil olarak gençleri kurtarmak için yargılama sürecindeki adaletsizliklere vurgu yapar ve davanın daha adil sürdürülebilecek bir yerde yeniden açılması gerektiğini savunur. Bu gayede başarılı olurlar ama bu bir Kadmos zaferidir*. Dava bu sefer davacıların memleketi ve Klu Klux Klan bağlantılı Decatur, Alabama‘ya taşınır. Temmuz 1937’ye kadar üç kere Birleşik Devletler anayasa mahkemesinden dönen idam kararları, iki kadından birinin tecavüz iddiasının gerçek olmadığını itiraf etmesiyle son bulur. Buna rağmen gençler 75 ile 100 yıl arasında hapis cezalarına çarptırılırlar.

saygılı yosma

ABD Komünist Partisi ve NAACP bu süreçte gençlerin ailelerini ABD ve Avrupa’da durumu halklara anlatmaları için turneye çıkarırlar. Özellikle Avrupa’daki pek çok Marxist toplantıda Scottsboro Davası tartışılır. Bu açıdan ABD’ye ilk kez İkinci Dünya Savaşı’nın ertesinde gitmiş Sartre’ın da, bu hikayeyi bu vasıta ile duymuş olduğunu varsayabiliriz. Kendisi daha sonra ABD deneyimine dair bir caz kulübü makalesi de yazmıştır. Yani Scottsboro Davasını Marxist perspektiften, Birleşik Devletlerdeki kurumsallaşmış ırkçılığı ise Afro-Amerikan perspektifiyle görmüştür diye varsaymak mümkündür.

Tüm bunların meyvesi ise ‘Saygılı Yosma‘ oyunudur. Bu oyunun hikayesi Scottsboro Davasının bir reprodüksyonudur. Bütün oyun beyaz ve alımlı bir hayat kadınının randevu evi olarak kullandığı dairesinde geçer. Ana karakter Lizzie’nin yaşadığı yerin yakınlarındaki bir tren istasyonunda silahlı bir çatışma olmuştur ve buradan kaçan siyahi genci Lizzie evinde saklar. Oyun boyunca politikacılarla bağlantılı müşterileri ve diğer oyun karakterleri oluşturdukları sosyal hiyerarşi ile Lizzie’yi suistimal etmeye çalışır. Amaçları Lizzie’yi kaçan siyahi gencin ona tecavüz ettiğine dair suç duyurusunda bulunmaya ikna etmektir. Bu sayede silahlı çatışmada öldürdükleri diğer siyahilere karşı meşru müdafaa gösterdikleri argümanını savunabileceklerdir.

Sartre‘ın bu hikayede aynı anda sınıfsal, kültürel, cinsel ve ahlaki adaletsizliğe bu kadar güçlü bir eleştiriyi bu kadar basit bir oyunla sunabilmesi gerçekten takdire şayan. Sadece altı karakter ve tek bir oda ile; sorunları birbirine bulamadan kurumsallaşmış ırkçılık, ataerkil hegemonya ve sınıf savaşında mücadele edenlere hakkını teslim etmesi bu oyunu oldukça değerli yapıyor.

*Kadmos zaferi: Yunan mitolojisindeki kahramanlardan Kadmos’a yapılan atıfla, bir kişinin kendi yıkımına giden yolu açan zafer.