Gelişmiş robotlar bizi neden korkutuyor?

Boston Dynamics’in yeni ürünü Handle bir yanıyla çok büyüleyici, öte yandan da endişe verici. Peki neden?

Robot geliştirici Boston Dynamics firması, geçtiğimiz günlerde son ürünleri Handle’ı kamuoyuna sundu. Boston Dynamics’in bu yeni çocuğu yaklaşık 2 metre boyunda, saatte yaklaşık 15 kilometre hız yapabiliyor ve tek şarjla 24 kilometre yol gidebiliyor.

Handle’ın pratikte çok işe yarayabilecek başka özellikleri de var. Kolaylıkla yük taşıyabiliyor; 1,2 metreyi aşmayan engellerin üzerinden hızını kesmeden atlayabiliyor; farklı zemin koşullarında dengesinden ödün vermeyerek hareket edebiliyor.

Handle, Boston Dynamics’in kurucu Mark Raibert tarafından “kâbusları tetikleyici” olarak tanımlanıyor. Raibert haklı, çünkü Boston Dynamics’in bu akıllı robotları, sanal ortamda çok çeşitli duygusal tepkilerle karşılanıyor. Tanıtım videolarını izleyen birçok kullanıcı, bu akıllı makineleri bir yandan çok büyüleyici bulurken, tedirginliklerini de yaptıkları yorumlarda dile getiriyor. Öte yandan, bu duygusal tepkiler yalnızca korku olarak kalmıyor; Boston Dynamics mühendislerinin geliştirdikleri robotları test ederken uyguladıkları ‘sert’ yöntemler, dengesi bozulan, devrilen robotlar için üzülmemize bile sebep oluyor. Peki neden?

İLGİLİ İÇERİK: ‘Yeni nesil’ insansı robot Atlas’ın çilesi!

robotlar

Atlas, test aşamasında. / Kaynak: VICE

Tüm bu duygusal tepkilerin sebebini antropomorfizm kavramıyla açıklayabiliriz. Antropomorfizmi de ‘insan dışı varlıklara insan özellikleri atfetme’ olarak özetleyebiliriz.  Yapay zekâ ve olası senaryolarla ilgili bildiklerimizin birçoğu, süper yapay zekâların potansiyel tehditler olabileceği fikrini, ‘kötü niyet’e dayandırıyor. Halbuki bugün gelişmiş bilgi işleme süreçlerine sahip olan makinelerle ilgili bizi uyaran ve insanlığın geleceği üzerine çalışmalar yapan uzmanların dikkat çekmek istediği nokta bu değil. ‘Kötü’ fikri ahlâk felsefesi açısından hâlâ tartışmalı bir konu ve normatif; dolayısıyla insana özgü bir fikir. İsveçli düşünür Nick Bostrom, tam olgunlaşmış, çok güçlü ve istediği her şeyi elde edebilecek bir yapay zekânın ‘gerçekten ne isteyebileceği’ konusunda düşünürken, tüm antropomorfik tavırlardan kaçınarak, konuyu olabildiğince soyut biçimde ele almamız gerektiğini vurguluyor.

Verdiğimiz duygusal tepkilerin, robotlar için üzülmemizin çok da mâkul olmadığını anladık. Peki, hâlâ insanlığın geleceği ile ilgili endişe etmemizi gerektirecek bir şeyler var mı? Yapay zekâ ve makine öğrenmesi konularında her geçen gün çok fazla yol kat ediliyor. Hızla ilerlediğimiz bu yolun sonunda bizi neyin beklediğini tam olarak kestiremiyoruz. Bu duraksız yolculukta, tüm bilim kurgu filmlerinde izlediğimiz ultra yüksek teknolojilere erişmek için daha ne kadar beklememiz gerektiğine ilişkin yapılan araştırmalar, yüzde elli oranında, ortalama insan düzeyinde bir makine zekâsına erişebilmemizin 2040 yılını bulabileceğini gösteriyor. Bu daha uzun da sürebilir; daha kısa da. Nörolog ve düşünür Sam Harris, teknolojik gelişmeler ve bunların sonuçlarıyla ilgili akıl yürütmelerimizde zamansal referanslarla ilerlemenin pek gerçekçi bir tavır olmadığının altını çiziyor. Bunun yerine, süper yapay zekâya erişmek adına her gün yeni adımlar atıldığını ve bu sürecin kaçınılamaz biçimde ilerleyeceğini kabul etmek ve teknolojik gelişmeleri gerçekten insanlığın menfaati için kullanmak üzerine kafa yormamız gerektiğini önererek işin ahlâki boyutuna değiniyor.

Yazar:

Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde felsefe lisansını sürdürüyor. Müzik ve sinemayla ilgileniyor.