Bugünü Simone de Beauvoir ile anlamak

Bugünü daha iyi kavrayabilmek için, varoluşçu feminist yazar Simone de Beauvoir’un yapıp ettiklerinden ne gibi dersler çıkarmalıyız?

Fransız yazar ve feminist düşünür Simone de Beauvoir -haklı olarak- en çok şu cümlesiyle bilinir: “Kadın doğulmaz, kadın olunur.” Beauvoir felsefesinin daha az bilinen bir yanı, doğrudan ‘öz’ fikri hakkındaki metafizik duruşunu, yani sabit bir öze sahip olmadığımız görüşünü takip eden politik aktivizm düşüncesi, bilhassa bugünle çok uyuşuyor.

Varoluşçu düşüncenin temelinde yer alan “varoluş, özden önce gelir” düşüncesi, Beauvoir felsefesinin temellendiği noktalardan biri. Beauvoir bu noktada Jean-Paul Sartre’ın iddiasına katılır: Önce dünyaya fırlatıldık ve varlığımızı eylemlerimizle inşa ediyoruz. Varlığımızın bazı gerçekleri hâlâ vardır, örneğin doğmayı biz seçmedik, ailemizi ve kalıtsal mirasımızı belirleyemedik; yine de biyoloji ve tarih, eylemsizliğimizin gerekçesi olarak kullanılamaz. Varoluş amacımız, bir ‘etken’ olmak, hayatımızın kontrolünü elimize almak, seçtiğimiz hedefler doğrultusunda varlığımızın gerçeklerini aşmaktır.

Kaynak: WordsofWomen

Eylemsizliği açıklamak için bahaneler bulmak oldukça kolay. Hatta birçoğumuz hayatımızın büyük bir kısmını bunu yaparak harcıyoruz. Nörobilimciler aksini, bilincimizin doğamızı aşabildiğini iddia etseler de çoğumuz özgür irademiz olmadığını kabul ediyoruz. Aktif olarak yaşamak istediğimiz dünyayı şekillendirebilmek varken, verdiğimiz oyun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine inanıyoruz. Sosyal medyada rastladığımız haberleri eleştirel biçimde süzmeden paylaşıyoruz, örneğin. Bu yalnızca sorumluluktan kaçma tembelliği değil, Beauvoir’un ‘moral fault’ (ahlâkî kusur) dediği şey aynı zamanda.

beauvoir

Simone de Beauvoir, Jean-Paul Sartre, Che Guevara / Kaynak: Pınterest

Her birimiz siyasi iklimden doğrudan etkileniyoruz ve kendi hayatımızın koşullarını yaratmaya katılmamayı seçtiğimizde, kendimizi Beauvoir’un ‘absurd vegetation’ olarak adlandırdığı ‘ot gibi yaşama’ durumuna indirgemiş oluyoruz. Bu, varlığı reddetmek anlamına da geliyor. Bir taraf tutmalıyız. Elbette bu da problemli, zira ne tarafta olacağımız her zaman açık ve seçik değil. Hatta Beauvoir’un da tartışmalı tutumları var, 45 milyon insanın ölümünden sorumlu Mao’yu diktatörlük bakımından Franklin D. Roosevelt’le bir tutmak gibi. Beauvoir’un siyaset felsefesinin karanlık sayılabilecek yanları olsa da, kendisi düşünce sisteminde bu konuya yer veriyor.

Beauvoir, 1947 tarihli “Belirsizlik Ahlâkı Üzerine” adlı eserinde özgür olmanın kendimizi tüm olasılıklara açık bir geleceğe yerleştirmek anlamına geldiğini savunuyor. Böylesi bir özgürlüğe sahip olmak baş döndürücü gibi gözükse de bu durum her istediğimizi yapabileceğimiz anlamına gelmiyor. Zira özgürlüğü ‘diğerlerini’ baskılamak için kullanmak bu radikal varoluşçu özgürlük düşüncesiyle tutarlı gözükmüyor.

343 Manifestosu’nun ardından. / Kaynak: Beauvoiriana

Beauvoir, baskıcı rejimlerde, bireylerin çoğunluğun tiranlığına ve diktatörlüğüne ayak uydurabilmek için ağır bedeller ödediğini reddetmez. Ancak öte yandan, kolektif eylemlerin yapısal değişiklikler yaratma gücünü de yazıları ve aktivist eylemleriyle somutlaştırıyor. Örneğin, Fransa’da kürtajın ve doğum kontrolün serbest bırakılması konusundaki mücadeleye ivme kazandıran 343 Manifestosu’nu yazan ve ilk imzacılarından olan Beauvoir, bu çabasıyla toplumsal cinsiyet normlarını bir ölçüde kırdı ve kadının bedeni üzerindeki tek söz sahibi olması konusundaki farkındalığı artırdı. En ünlü eseri, “İkinci Cins”, tüm dünyada yeni feminizm dalgasının öncü eserlerinden biri oldu.

İLGİLİ İÇERİK: ‘Bütün dinler benim vajinama kafayı takmış durumda’

343 Manifestosu’nun ardından. / Kaynak: nouvelobs

Bugün özgürlüklerin önemini kavramak, hiç olmadığı kadar hayatî önem taşıyor. Beauvoir’un yirminci yüzyılın ortalarında uğruna savaştığı özgürlüklerden bazıları, bugün yitip gitme tehdidi altında. ‘Doğa’nın ve ‘fayda’nın, özgürlük kısıtlamalarını meşru kılacak gerekçeler olarak kullanılması konusunda bizi uyaran Beauvoir haklı çıkıyor. Örneğin, Trump’ın ve diğerlerinin gebelik hakkındaki düşünceleri, kadınlara ‘bebek yapma makineleri’ gibi bir değer atfetmenin ‘doğal’ ve ‘ekonomik’ olduğu görüşünün örtük bir yolu gibi gözüküyor. Beauvoir’in deyişiyle ‘hormonlar ve anatomi hiçbir durumu açıklayamaz’ iken, bu gibi söylemler kadınları ve erkekleri varoluşlarının ötesine geçmekten alıkoyuyor; kadınların maaşsız bir ev işçisi, erkeklerinse maaşlı bir koşu bandı olduğunu varsayan stereotipleri güçlendiriyor.

İLGİLİ İÇERİK: Erkekleri kadın haklarına karşı uyaran kartpostallar!

Politik karmaşalarda ve tiranlık dönemlerinde insanlar endişe duyar ve hatta Sartrecı bir bakışla diğer insanların bir cehennem olduğunu bile düşünebilir. Beauvoir’un yapıp ettikleri bu gibi durumlarda bize dünyanın ‘diğerleriyle’ anlam kazandığını ve dünyayı ancak başkalarıyla beraber kavrayabileceğimizi düşünmemiz konusunda cesaret veriyor. Çünkü hâlâ otoriteleri sarsabileceğimiz, zorbalara ses çıkarabileceğimiz, farklı sesleri çoğaltabileceğimiz dayanışmalar inşa edebiliriz. Bugün, inatçı ve ısrarcı olmak belki de hiç olmadığı kadar gerekli; zira Beauvoir’un da dediği gibi: “Birinin hayatı başka hayatlara sevgi, dostluk, öfke, merhamet gibi değerler kattığı sürece değerlidir.”


Metin,  Skye C. Cleary’nin Aeon’da yayımlanan “Simone de Beauvoir’s political philosophy resonates today” başlıklı yazısından Türkçeleştirilmiştir.

Yazar:

Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde felsefe lisansını sürdürüyor. Müzik ve sinemayla ilgileniyor.