Köşe başlarında minyatür kentler: Açık hava AVM’leri

Geleneksel alışveriş merkezleri bir bir iflas bayrağı çekerken, kesintisiz bir kent hissi vadeden çağdaş ‘perakende köy’ler giderek yükseliyor.

New York Dünya Ticaret Merkezi’nin son aylardaki gözdesi, yeni bir alışveriş merkezi: Oculus. Oculus ilk bakışta sıra dışı mimarisiyle dikkat çekiyor. Santiago Calatrava tarafından tasarlanan bu yapı, dışarıdan bakıldığında bir kuşun ya da dinozorun iskeletini andırıyor. Fakat bu tasarım göz kamaştırıcı bir mimariden daha fazlası: İçinde yüzden fazla farklı mağaza bulunduruyor, 11 adet küçük metro hattıyla Brookfield Place ve One World Trade Center’ı birbirine bağlıyor, her gün elli binden fazla ziyaretçiyi ağırlıyor.

Oculus, New York / Kaynak: VanityFair

1.4 milyar dolarlık yatırımla inşa edilen ve Westfield isimli şirkete ait bu alışveriş merkezi “The New New York Place to Be” etiketiyle tanımlanıyor. Sloganı ise “Ye, iç, alışveriş yap, oyna. Üstelik hepsini bir çatının altında yap.” Alışveriş merkezlerinin öldüğüne dair yerleşmiş kanıya meydan okuyan bu yeni yapı, ziyaretçilerine banliyö tipi AVM’lerden farklı bir deneyim sunuyor.

New York City College’dan mimarlık profesörü Michael Sorkin, benzer deneyimler sunan sıra dışı alışveriş merkezi tasarımlarını küresel kentçiliğin örnekleri olarak yorumluyor. Oculus’ün yapı ve içerik bakımından neredeyse Dubai’den farksız olduğunu söyleyen Sorkin, benzer çokuluslu mağazaların kentin sokaklarında da bulunduğuna dikkat çekiyor. Oculus, bitenin, azalanın ya da ölenin AVM değil de banliyö olduğunu; bu gibi alışveriş mağazalarının daha çok ‘kentleştiğini’ kanıtlıyor gibi gözüküyor. Zira hızlı kentleşme ve yatay genişleme, AVM’leri giderek daha da kentle bütün kılıyor. Yeni bir alışveriş merkezi kentleşmenin olduğu bir bölgeye inşa ediliyor ve oraya çok kolay adapte oluyor.

alışveriş

Chengdu, Çin / Kaynak: The Guardian

Bu küresel kentçilik örneklerine başka ülkelerde de rastlamak mümkün. Örneğin Çin’de, kapalı alışveriş merkezlerinin standartlaşmaya başladığı 2000’li yılların başında, Oval Partnership’ten Chris Law Pekin’in merkezi ticaret bölgesi San Li Tun için “açık şehir” kavramını önermişti. Açık şehir, bu “dev kutular”ı yüksek oranda ortak ve açık alanla harmanlamayı içeriyordu. Devasa asfalt otoparklar yerine, ağaçlarla çevrili açık yürüyüş yollarıyla dolu bu tasarım, iki bölümden oluşuyordu. Ziyaretçiler bir yanda kahveleriyle birlikte sakin bir ortamda kitap okuyabilirken, başka bir yanda daha hareketli bir parkla karşılaşıyorlardı.

alışveriş

Yürüyen merdiven ziyaretçileri açık hava mağazalarına çıkarıyor. – Chengdu, Çin / Kaynak: The Guardian

Alışveriş merkezleri ilk kez 1950’li yıllarda görülmeye başlandı. Fosil yakıtların ucuz olduğu dönemlere denk gelen yapılar, hep kente uzak, araçsız gidilemeyecek banliyölere inşa edilmişti. Bu yeni formlarda mimarların genel kompleksi tasarlamaları ve yapının kendi kendini inşa etmesine izin vermeleri, arabalarla dolu kentlerde yaşayan insanlar tarafından oldukça tutuluyor. Zira bu yeni alışveriş merkezi formu bir ‘yapay perakende köy’ görünümünde oluyor.

İLGİLİ İÇERİK: Yaratıcı dönüşümlerle yeniden işlevsel hâle getirilen 9 eski yapı

CO2 salınımının yaklaşık dörtte birine taşıtların sebep olduğu ve enerjinin giderek önem kazandığı bugünlerde fiziksel perakende satış sektörü de kendini yeniliyor. Mağazacılık anlayışları, ziyaretçisine kesintisiz bir kent hissi yaşatmak amacıyla yeniden tasarlanıyor. Zira böylesi hem enerji tasarrufunu sağlıyor, hem de müşteriye daha alışık olduğu ortamlar sunuyor.

Yazar:

Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde felsefe lisansını sürdürüyor. Müzik ve sinemayla ilgileniyor.