Jim Jarmusch ve Jonas Mekas ile şiir, sinema ve politika üzerine

Amerikan bağımsız sinemasının güçlü isimleri Jim Jarmusch ve Jonas Mekas, sanat ve politika gündemine dair konuşuyor.

Anthology Film Archives, New York’un sürekli değişen kültürel atmosferi içinde, 47 yıldır Amerikan bağımsız sinemasının üreticileri ve sevenleri için oldukça güçlü bir kale. Dünyanın en kapsamlı avant-garde film arşivine sahip olan oluşum New York’un da kültürel simgelerinden biri. Kurucusu Jonas Mekas hakkında, Şenol Erdoğan şöyle diyor:

Mekas için, sadece bir film yapımcısı demek yeterli olmayacaktır elbet, o tam anlamıyla bir film yaratıcısı, işlikçisi, onlarca müzisyen, şair, ressam, oymacı ile fikirlerini ve üretkilerini birleştirmiş ve başkalaşımlar sergilemiş birisi; bunların yanı sıra, Film Yapıcıları Kooperatifi ve de New York Film Yapıcıları Sinemateki’nin kurucusu, Film Culture dergisinin kurucusu ve yayımcısı, Village Voice dergisinin eleştirmeni ve Venedik Büyük Ödülü’nün sahibi… O, olguların anlamlarının gerçeğini bulması için çok yönlü bir uğraş vermiş ve bu dünyaya yeni anlam ve kavramlar kazandırmış birisi aynı zamanda.

Mekas ve Stranger Than Paradise, Coffee and Cigarettes, Only Lovers Left Alive ile son olarak Türkiye’de de gösterime giren Paterson gibi bağımsızlarıyla tanınan ünlü yönetmen Jim Jarmusch’un tanışıklığı da 1970’li yılların sonlarına dayanıyor. Her ikisi de New York’un kültürel büyüsünün ve film sektörünün içindeyken tanışan ikili, ABD bağımsız sinemasını derinden etkileyen ve değiştiren isimler.

Aşağıda AnOther Magazine için Mekas ve Jarmusch ile Benn Northover tarafından şiir, sinema ve politika üzerine yapılan söyleşiyi bulabilirsiniz.

Jonas Mekas, Yoko Ono ve John Lennon. Anthology’nin sinema salonunda. Fotoğraf: Gretchen Berg / Kaynak: AnOther Mag

Jonas Mekas: Şiir hayatının neresinde?

Jim Jarmusch: Benim için oldukça önemli. Çok fazla şiir okurum. New York School’da David Shapiro ve Kenneth Koch ile şiir üzerine çalışmıştım. O zamandan beri şiirleri yaşamıma hep rehber olarak seçtim. İlkgençliğimde ilk kez 19. yüzyıl Fransız şairlerini keşfetmiştim, Baudelaire, Rimbaud, Verlaine gibi. William Blake’in şiirleri de zaman zaman hayatımın parçası oldu. Dilerim bir gün dünyadan göçtüğümde, birileri beni New York School şairlerinin soyundan sayar. Mizah anlayışları, coşkuları benim rehberim oldu. Misal, Frank O’Hara

JM: Evet, Frank O’Hara ve Kenneth Koch. Mizahî bir yönleri var, ama gerçek ve dünyadan olan şeyleri de var.

JJ: Joe Brainard ve Ron Padgett, onları da çok severim. Ron Padgett yeni filmim için şiirler yazdı hatta. Filmin ana karakteri bir şair.

Jim Jarmusch / Kaynak: Filmlinc

Benn Northover: Karakterin adı Paterson’du değil mi?

JJ: Evet, ismini William Carlos Williams’ın bir şiirinden alıyor. Şiirde bir şelale manzarasını bir insana benzetiyordu. Ben de bu metaforu korudum, Paterson’da yaşayan ve şiir yazan Paterson isimli bir karakterin filmini yaptım.

JM: Paterson’u ilk kez okuduğumda William Carlos Williams ile tanışmam gerektiğini ve şiirlerinden beslenen bir film yapabileceğimi düşündüm. Sonra LeRoi Jones ve Amiri Baraka ile birlikte yanına gittik, projeyi tartıştık. Karşılıklı bazı notlar almaya ve  yeniden buluşmaya karar verdik. Fakat sonra neler oldu hatırlamıyorum. Film Culture dergisinin ilk yıllarıydı ve ben çok meşguldüm. Projeye bir daha geri dönmedim. Ama Carlos Williams’ın arşivlerinde filmle ilgili notlar var mı hâlâ merak ediyorum.

JJ: Allen Ginsberg’le ilgili komik bir hikâye duymuştum. Gençken, Paterson’da yaşadığı sıralar, bazı şiirlerini William Carlos Williams’a değerlendirmesi için vermiş. William Carlos’un cevapları şöyleymiş: “Bu şiirler berbat. Kendi sesini bulmalısın. Şiirler hep kafiyeli, iyi değiller. Eğer şair olmayı arzuluyorsan bunun için çalışmalısın. Kendi sesini bul.”

BN: İyi ki yazmaya devam etmiş. Bu arada ben Emily Dickinson’ı da severim.

JM: Yeni bir kitap çıktı, gördünüz mü bilmiyorum. Dickinson’ın kağıtlara ve kartlara karaladığı küçük şiirleri ve düşünceleri içeriyor. Benim de en sevdiğim İngilizce yazan şairlerden.

JJ: Kesinlikle benim de Amerikan şairler içindeki favorilerimden.

JM: Dil ile yaptığı şeyler gerçekten harika.

JJ: Modern ve güzel. Kenneth Koch bir keresinde bana Rilke’nin Almanca bir şiirini vermişti ve “Jim, iki gün içinde bu şiiri çevir ve bana getir.” demişti. Ben de Almanca okuyamadığımı söylemiştim.  “Tam istediğim gibi,” demişti.

JM: Zukofsky Latin şairlerin şiirlerini ses ile çevirirmiş. Robert Kelly de Schuldt ile böyle yapmış. Hölderlin’in şiirlerini almışlar ve sesle İngilizceye çevirmişler. Sonra aynısını İngilizceden Almancaya çevirirken de yapmışlar. Hatta bu proje yayımlandı.

JJ: Harika!

JM: Hepimizin böyle hatıraları vardır: Dili bilmezsiniz ama dinlersiniz ve anladığınızı hissedersiniz. Zukofsky’nin ve Schuldt ile Kelly’nin yaptığı çalışmalarda da bu var sanırım. Eserdeki ruhu kavramak gibi, daha kalıcı.

JJ: E.E. Cummings olmalı, şöyle diyor: “Bir şiiri ne anlama gelmediğini bilmeden de anlayabilirsiniz.”

JM: Aynı şey bilmediğiniz dillerdeki filmler ve müzikler için de var. Bir şekilde karakterlerin hissettiklerini ve söylediklerini anlayabiliyorsunuz.

JJ: 80’li yıllarda Japonya’ya gittiğimde Ozu’ya, Naruse’ye ve Mizoguchi’ye takıntılıydım. Filmlerini Amerika’da bulamamıştım, bu yüzden Japonya’dan almıştım. VHS’ler elbette İngilizceye çevrilmiş değildi. Diyaloglar hakkında hiçbir fikrim olmadan onları sonsuza dek izlerdim. Yine de çok fazla güzel şey öğrendim o filmlerden oyunculuğa, insanların gözlerine, kamera açılarına, film yapım yöntemlerine ilişkin.

Anthology Film Archives / Kaynak: AnOther Mag

JM: İnsanlar filmlerin video kopyalarını izlememek gerektiğini söylüyor. Ama bazen dünyanın uzak bir köşesindeki filmleri izlemenin tek yolu bu oluyor. Sanatta da aynı şey var. Litvanya’daki uzak bir köyde ilkokula gittiğimde, kitap dolu bir raf vardı ve Rönesans sanatına dair bir kitap vardı burada. Siyah beyaz bir kitaptı, oldukça yıpranmıştı. Ben bu sefil siyah beyaz reprodüksiyonlardan çok etkilendim ve hep orijinallerini görmek istedim. Anthology Film Archives gibi yerler olduğu sürece filmlerin dijital formatlarda bilgi edinmek amaçlı çoğaltılmasına karşı değilim. Anthology, şiirin ve sinemanın güçlü bir temsili olmak için kuruldu. O bina sinema şairlerinin ‘yaşadığı’ bir yer.

JJ: Sevdim bunu. Güçlü bir metafor, zira biliyorsun ,biz bir yere gitmiyoruz, buradayız. Sana ismi sormak istiyorum, ismini hep sevdim, çünkü ‘Anthology’ bana bir tür anti-hiyerarşik bir yapıyı çağrıştırıyor.

JM: Ben, Stan Brakhage, P. Adams Sitney, üçümüz de şiir arka planına sahibiz. Öncelikli amacımız “sinema sanatı”na dahil olan, bedenlerimizle ve zihinlerimizle tutkuyla sevdiğimiz, savunduğumuz eserlerin bir listesini oluşturmaktı. Şu an Avrupa’dan araştırmacılar geliyor zira elimizdeki materyali başka yerlerde bulamıyorlar. Yalnızca film materyali değil, kütüphanede ciddi bir belge arşivi de mevcut. Yayınlar, dergiler, senaryolar, mektuplar, yönetmenlerin çalışma materyalleri.  Örneğin Citizen Kane’in orijinal senaryosu, Orson Welles’in notlarıyla birlikte elimizde bulunuyor. Josephy Cornell’in dergileri, kitapları da koleksiyonumuz içinde. Bunun dışında yer sıkıntısı sebebiyle araştırmacıların kullanımına açamadığımız kutular dolusu başka belgeler de var. Bu sebepten Anthology binasını genişletmek istiyoruz.

JJ: Kütüphane en üst kata mı eklenecek?

JM: Evet, mevcut binanın üstüne bir kat daha. Şimdiki iki sinema salonunu da iyileştirmek istiyoruz. Öte yandan film ve video arşivlerini daha iyi koruyabilmek için genişçe bir galeri hayal ediyoruz. 7 milyon dolarlık bir proje bu ve bu parayı toplayabilmek için müzayedeler düzenliyoruz. Geçmiş aylardan bu yana çabam sanatçıları ve koleksiyoncuları bir araya getirmek. Sıkı çalışıyorum ve bazı geceler uyuyamıyorum. ‘Sinemanın katedrali’ bir şekilde tamamlanmalı. Sinema çok sayıda dalı olan büyük bir ağaç. Anthology’nin esas görevi bağımsız sinemaya ve avant-garde işlere öncelik vermek olsa da ‘sinema’ olarak bilinen ne varsa önem vermek istiyoruz. Tüm türlere, biçimlere, dönemlere, janralara, ülkelere.

New York ‘Underground Film Ailesi’ / 1960’larda çıkan bir sinema dergisinden. / Kaynak: AnOther Mag

İLGİLİ İÇERİK: Martin Scorsese: ‘Çeşitlilik, kültürel varlığımızı temin eder.’

JJ: Bu yapıda tarihsel olanı muhafaza etme olduğu kadar yaşayan bir şeyler de var. Hepsi çok değerli. Peki, şimdiyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Bildiğiniz ve çalıştığınız tüm insanları düşündüğünüzde, bugüne ve sanatçılara dair hâlâ iyimser misiniz?

JM: Her zaman iyimserim, zira gelecek olanaklarla dolu. Kötüye ya da iyiye gidebilir. 60 yıllık zaman diliminde olan bitene çok dahil olduğumu biliyorsunuz. Şimdi olan bitene çok karışmıyorum. Ancak şunu söyleyebilirim: Bugünün çağdaş sanat üretim jenerasyonunda fazla bir tutku ve delilik hissetmiyorum. Bence hâlâ ‘gölge çizgisi’ sonrası dönemdeyiz. Karanlıktan önce ne yaptığınızı çok umursamazsınız, kim ne derse desin, yalnızca yaparsınız. Fakat gölge çizgisini aştıktan sonra her şey bir yankıya dönüşüyor. Bugün ‘black square’in, soyut dışavurumculuğun, Andy Warhol’un yansıması gibi. Bunlara saygı duydukça aynılarını yinelediğim bir geçiş dönemi içinde olduğumuzu düşünüyorum. Yeni bir patlama yok. Yeni bir güçlendiriciye ihtiyacımız var. Ama bilgisayar, bence bilgisayar çağında yeni bir şeyler var. Yeni bir başlangıç var.

JJ: Patlamayı bekliyoruz yani.

JM: Kesinlikle. Patlamadan önceki zamanları yaşıyoruz.

JJ: Peki tarihin bir döngüsü olarak, ifade ve düşünce özgürlüğünün bastırılmasından endişe duyuyor musunuz?

JM: Bunun olacağını, Trump’ın yapmak istediğini yapabileceğini sanmıyorum. İnsanlar tepki gösterir diye düşünüyorum. Eğer onun ne yaptığını fark edebilirsek, insanlar direnecektir. Eğer kadınlara ya da göçmenlere karşı bir şey yaparsa, insanlar onunla gerçekten mücadele eder. İnsanlar tutkuyu yüceltebilirlerse, her şey mümkün.

İLGİLİ İÇERİK: Wachowski’lerden yeni filmleri ‘Jupiter Ascending’ üzerine zihin açıcı bir söyleşi


AnOther Magazine S/S17’de yayımlanan ve Benn Northover tarafından yapılan söyleşiden, kısaltılarak Türkçeleştirilmiştir.

Kapak görseli: Jonas Mekas, Andy Warhol ile Fabrika’da, 1966, Fotoğraf: Stephen Shore

Yazar:

Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde felsefe lisansını sürdürüyor. Müzik ve sinemayla ilgileniyor.